8 Şubat 2008 Cuma

Atatürk

Atatürk ve Atatürkçülük

Atatürkçülük Türkiye merkezli bir düşünce sistemidir. Dünyanın en zor şartlarında oluşmuş bir varoluşun adıdır. İnsanlık için korunması gereken değerlerin bir milletin kültürüne harmanlanmasıdır.

Atatürkçülük millet egemenliğinin ifadesidir,özgürlük ve dış güçlerden bağımsızlıktır. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır. Atatürk, Kurtuluşun ve özgürlüğün en güzel ifadesidir. O temiz ilkeleri ve düşünceleri ülkesine getirmekle kalmamış, vatan toprağından doğan düşünceler ekmiştir. Türk'e ve insana özgü düşünceler... Yaratıcı ve yılmaz karakteriyle Vatanın geleceği için durmaksızın çalışan şerefli bir lider olmuştur Atatürk.

Atatürk ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk devrimleri, dünyadaki en büyük ilk devrimlerden birisidir. Hem de çok akıllıca ve sistemli,sağlam bir oluşumdur. Emperyalistlerin baskısındaki sömürülen müslüman ülkelere ve diğer ülkelere büyük bir ilham vermiştir. İlkeleri büyük ülkeler içinde örnek teşkil etmiştir.

O maneviyata ve akla en büyük değeri veren ve bunları en yüksek bilinçle harmanlayan bambaşka bir devrimciydi. Bir insan yaratmıştır o.. En güzel haliyle İnsanı anlatmıştır. Karanlık sayfalara kaybolmak üzere olan milletlerin ufkunda ışık gibi parlamıştır. Saçmasapan sistemleri ve onlardan esinlenerek ortaya çıkan kavramları reddetmiştir;çünkü bunları telafuz etmemiştir. Türk milletine özgü ilke,ideoloji ve sistem oluşturmuştur. Biz onu Atatürkçülük(Kemalizm) olarak biliyoruz. Başka bir ismide yoktur. Bunun tam karşılığı sağada dönülse solada dönülse yoktur.

O bir melek gibi insanoğlunun yaratılışına destek olmuştur. İnsanlık tarihinde onun yaydığı titreşimler yayılmaya devam edecektir...

..Aziz Nesin:'' Bana göre Atatürkçülük şudur: Atatürk'ün yaşadığı dönemde, içinde bulunan koşullara en akılcı yoldan çözümler getiren uygulamalar toplamıdır."
( Şahap Balcıoğlu'nun Aziz Nesin İle Söyleşisi, Yazko Somut, Yıl: 3, Sayı: 50/24, 15.07.1983, S. 2 )

Eski Osmanlı imparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk'ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.
Prof. Maurice BAUMANT- Fransa

O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmağa uğraşan bir kahramandı.
Prof.Walter L.WRIHT – Almanya

Çağımızda hiçbir isim Atatürk'ün adı kadar büyük saygı yaratmamıştır.
Observer - İngiltere

Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri.
Star of India - Hindistan

Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
Bayan Sucheta KRIPALANI
Hint Parlamento Heyeti Başkanı


Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.
Tahran Gazetesi - İran

Atatürk’ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir. Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkılaplar, birkaç yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir.
El Takaddüm Gazetesi - Suriye

"Vatanımın istiklali uluslararası hakikat olduğu gün Allah'a şükürden sonra ilk hatırladığım isim Gazi Mustafa Kemal oldu. Ümit kapılarının buhran olduğu anlarında, destan hayat ve mücadelelerinden ilham aldığım insan oydu."
(Habib Burgiba,Tunus Lideri)

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk



[atatürk+resimleri+(7).jpg]

ATATÜRK'ÜN SÖZLERİNDEN:

--"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle
öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır.
Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde
kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının
tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."

Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur.

Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Mazide sayısız
medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat
etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri
süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz
vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma
tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet
için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur."

"Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş kurumlar her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar. "

"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. "

"Bu ulusu ben değil içimizdeki ruh, damarımızdaki kan kurtarmıştır."
"Biz uygarlıktan,ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz."

"Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar. "

"Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz."

"Korku üzerine egemenlik kurulamaz."

"Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür."

"Tarihimiz en mutlu dönemi, hükümdarlarımızın halife olmadıkları zamandır."

"Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir."

"Hayatta tam mutluluk ve esenlik ancak gelecek kuşakların için çalışmakta bulunabilir."

"Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için vasıtadır. Her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır. Yoksa yalnızbaşına zafer boşa gitmiş bir gayrettir."

"Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz; yorulmak doğaldır. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, ilerlemektir."

"Türkler bütün medeni milletlerin dostudurlar."


"Hakikati konuşmaktan korkmayınız."


"Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir; lüzumuna inandığımız bir işi derhal yapmalıyız.’’

"Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez."

Biz, Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.


Benim kanaatim o idi ki, ve daima o oldu ki dünyada insan diye yaşamak istiyenler, insan olmak vasıflarını ve kudretini kendilerinde görmelidirler... Bu uğurda her türlü fedakârlığa razı olmalıdırlar. Yoksa hiçbir medenî millet, onları kendi sırasında ve safında görmek istemez.

Millete, âdi politikacılar gibi yalancı vaadlerde bulunmaktan nefret ederiz


__________________________________________________________________

Atatürk, tarihte teşkilatçı bir dahi, bir milletin harikalar yaratan yöneticisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak kalacaktır.
Independance Romaine Gazetesi (Romanya - 12 Kasım 1938)


Atatürk'un yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.
Noell Roger Gazetesi - Fransa

Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.
Chicago Tribune


6 Şubat 2008 Çarşamba

Türkiye ekonomisi

Türkiye ekonomisi nasıl olmalıdır (az ve öz) :

En başta Amerika olmak üzere Avrupa ve Japonya şimdide yükselen bir Çin ekonomisi var. Bütün bunların ekonomisini en başından basitçe incelediğimizde, ayan beyan ortadadır ki bu ülkeler halkın işletmeciliğine ve girişimciliğine büyük destek sağlamış, hatta ekonomiyi halka bırakmıştır. Bu en belirgin Amerika da görülüyor. Bu şekilde yükselirken ülke bunu yaşayarak deneyimlemiş ve devlet ekonomiye yavaş yavaş nazikçe müdahale ederek sistemi hassas dengeler üzerine kurmuştur ve bu denge üzerinde sağlamlaştırma politikası gütmektedir. Unutulmamalı ki Amerika dahi, hiçbir ülke dışa bağımlı bir ekonomi ile yükselemez. Amerika da zaten bunu yapmamıştır. Özelleştirmeyi savunupta, özelleştirmenin nasıl ülkeyi ekonomik yönden iyi bir seviyeye getirdiğini bilmezsen bu işin içinden çıkamazsın. Amerika ve diğerleri Ulusal bir ekonomik politika izlemişlerdir;çünkü dünyanın tüm ekonomistleri amuda kalksa , perende atsa bundan daha iyi bir çözüm yolu bulamayacaklardır,çünkü böyle bir şey yoktur!

Devletçiliğin daha gelişmiş uygulamaları olmalıdır,fazla ve gereksiz değil..
Türkiye’deki sorun özel girişimin önünün açılmamasıdır: Sürekli pürüzlerin, engellerin olmasıdır. Halbuki Atatürk ‘’Özel girişim ön plandadır’’ demiştir. Onun halkın ekonomiyi yönetmesine dair birçok sözü vardır. Devlet hakemlik yapacaktır. Aynı zamanda Özelleştirme değildir aslolan, o bir yan üründür. Aslolan şey özel girişimlere büyük imkanlar tanınmasıdır. Şöyle anlatalım: Diyelim ki elindeki tek kuruluştan zırnık kadar yabancılara hisse koklatmadın; %100 kuruluşlar kendi halkının. İşte bu durumda bile olmayan bir şey vardır: Bunu herkesin zihnine sokması ve olayı daha geniş perspektifte düşünmesi lazım. O olmayan şey halkın ekonomide kendi yolunu çizecek kadar hakkının ve imkanının olmayışıdır. En önemlisi Ülke gelişimi için halkın önü açılmalıdır.
Halk devletten daha girişkendir.
Halk paranın nerde olduğunu daha iyi bilir.
Halkın çok değişik teşkilatlanma ve genişleme, yayılma yeteneği vardır.
Halk kendi mülküne kendi malına, devlet adamlarından daha iyi bakar; çaldırmaz, geliştirir, dünyaya kazık çakacakmışçasına sahiplenir, daha hızlı davranıp imkanları değerlendirir;eğer ki önü açıksa..
Halkın o kadar değişik nitelikte kabiliyeti vardır ki, dağarcığı o kadar geniştir ki eğer bir engele takılmayıp, üstünede yardım alırsa devletten yapamayacağı şey, yükselemeyeceği gök yoktur.
Atatürk milletin üretimine önayak olmuştur. Millet yaşam standardını yükseltmek için hayat mücadelesinde özgün, hür ve girişken tavır takınabilmelidir. Bu milletin kendi elinde olan kuruluşlar ile mümkündür. Özgür olmalı(özü + gür olmaktan gelir) O vakitlerde bunu yapabilmek için girişimlere destek verilmiştir.
Devlet Halkın güvenliğini sağlamak için , bütünlüğünü sağlamak için görevini yapması gerekir. Herşey devletin görevi değildir. Herşeyde olmak devletin görevidir ama herşey olarak değil; çünkü bunu yapamaz. Devleti baba , milleti çocuk olarak düşünürsek bazı şeyler daha iyi anlaşılacaktır. Millete küçük çocuk muamelesi yapan devletler onlara verdiklerini zannedikleri halde, aslında sadece milleti küçük ve dışa bağımlı bırakmışlardır. Nasıl ki sürekli anne-babasının denetimindeki ve baskısındaki çocuk gelişme gösteremez ise insani değerlere özgü olan devlet mekanizmasıda buna benzer sonuç olarak, halk kendi yolunu çizemez duruma gelir. Bir yandan halkın isteklerini yerine getiremeyen devlet, diğer yandan halkın kendisinin ihtiyaçlarını eline alıp üretim yapmasını engelleyen yine aynı baskıcı devlettir. Bu Devlet jandarma konumunda olsunda değildir;onun ekonomiyi başıboş bırakmaması gerekir;fakat bu engel teşkil etsin demek değildir. Devlet halka yardımcı olmak için yaratılmış bir oluşumdur.Bunu insanların ve devletin daha iyi anlaması lazım. Halka zorluk çıkartan bir oluşum varsa eğer bu devletin kendi içindede bir zorluk bir pürüzdür, devletin kendi içindeki çatışmasıdır,çıkmazıdır. Hem böyle bir ortamda devletin kurumları daha iyi işler; birileri biriyle para konusunda işbirliğine giremez.Ekonomiye yeterli seviyede müdahale edip, Adalet ve güvenliği sağladımı devlet para gibi kirli bir konu ile gereğinden fazla uğraşıp ülkeyi batağa sürükleyecek olanaklara zemin hazırlamış olmaz. Halkın olan mal halk tarafından el emeği göz nuru dokunur:Kimseye dokundurtmaz. İnsan nasıl ki kendi evine kirada oturduğu bir evden daha iyi bakar ve o eve yatırım yaparsa ülkede böyle bir düzenin içinde halk tarafından hiç olmadığı kadar sahiplenilir. Şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın; böyle bir düzende hiç ummadığınız insanlar ülkesini sahiplenmeye ve korumaya başlar. Ne halkın malını gaspedin ne de ülkenin istikbalini.. İşte budur gerçek liberalizm ve onun gerçekten önerebileceği sistem. Hangi liberal düzen hangi kapitalist ülke vardır ki bunları Halkçılık ve Ulusalcılık şeklinde yorumlamadan ülkeleri yükselsin.

Ülkemiz artık av değil avcı olmalı… Türkiye büyük bir güç haline gelse eminiz ki, Türk Milleti yalnız kendine değil başka ülkelerede liberal bir anlayışla, emperyalizmden uzakta durarak bakar. Büyük ülkeler merak etmesin.. Atatürk'ün dediği gibi ''Türk'ün medeni vasfı dünyada bir güneş gibi doğacaktır'' Kemalizmi dinleyen Avrupa ve Amerika'nın başta gelenlerinin aynı zamanda filozofta olması gerekir ki bunu anlasın. Çünkü bizim tarihimizde ve kabiliyetimizde yabancı ülkelerle olsun imparatorluklarla olsun; aynı yönetim biçimiyle aynı imkanlarda olduğumuz halde onlardan daha gelişmiş daha zengin ve daha büyük olduğumuz devirler oldu. Biz bunu aynı düzen içerisinde yaptık ve biz halka kötülük yaparak , başkasını sömürerek te yapmadık. Sırf inancımızın kültürümüzün çizgisinden gittik ve zengin olduk, en büyük devleti kurduk. Yeni dünya düzeninde de yine yükselen ülkelerle aynı rotayı izlemek ve onlara yetişmek mecburiyetindeyiz. Artık görülmeli bu… biz daha iysini yapacağız. Dünya bizi bekliyor. Dünyayı ise zor günler bekliyor!..
Devlet olduğu müddetçe tekelcilik vardır nasılsa merak etmesinler;çünkü adaletin tekeli olması gerekir. Ülke bütünlüğünün korunması, yasaların işletimi devlete aittir. Devletin bunları ekonomik alanda da uygulaması gerekir; en başta ve temel olarak: Ülke ekonomisinin halkın elinde olmasını sağlamaktır. Bu iki taraflıdır, bir halkın istediği gibi olan kısmı yolunu açacaksın, iki; tüm ülkenin istikbali tüm halkın kazanımı için ekonomi rotasını sürekli Ulusal yolda tutacaksın. İşletmeleri,kuruluşları elinde tutabilecek kişi halk değildir devletin ekonomide birincil görevi kuruluşları kendisi değil ;fakat halkın elinde tutmasını sağlamaktır. İşte herşey burda belirginleşiyor.
Amerika ve diğerleri bahsettiğimiz şekilde yükselirler; başka bir biçim yoktur. Halka anlatamadığın zaman bu gerçekleri, halkta halkçılığın burda olduğunu göremiyor, hakkını arayamıyor. Saçmasapan kelimelere ve katı kalıplara hapsediliyor halk. Hayır.. halk büyük ve yeteneklidir, kendi yolunu çizebilecek kadar yetkin ve seni kuran, oluşturan bu halktır. Ülkede Cumhuriyet var, Demokrasi var; fakat ekonomik alanda orada değiller. Bir yazar oturup yazı yazarken, devlet gelip o kalemle yazamazsın, iki gün sonra başka kalem al demiyor, iki gün geçince.. olmadı kalem piyasadan kalkmış mürekkep üretilmiyormuş, istersen kanınla yaz demiyor. Aptal aptal engeller yok.. Ekonomi dışınadaki liberal anlayışta Türkiye de en temel ve gerekli olan herşey var; bu sayede düşünce dünyası ve sosyal yapı genişliyor ;fakat buna destek olacak ekonomi gelişemiyor. Bu sebeple ülke yerinde saymaktadır.
Güçlü ekonomiye ve yaşam standartlarına sahip ülkelerin temel özellikleri şunlardır:
Üretimi kendisi yapmak ister. Hammaddeyi kendisi işler. Gücü budur..
1. DÜZEN
2. ÜRETİM YELPAZESİNDEKİ ÇEŞİTLİLİK
3. ÖZGÜRLÜK ve DENETİM
4. YASALAR ve İŞLEYİŞİ
5.ULUSALCILIĞA Önem vermek.
Amerika nın büyük bir ülke olmasındaki ilk başta gelen unsur: Üretimin her çeşidinin ellerinde bulunmasıdır. Gerek hammadde gerek işleme konusunda ihtiyaç yelpazesinin üretimini geniş tutmuştur ki dışa bağımlı bir ekonomileri olmasın. İşte burası çok önemldir; çünkü Amerika ekonomik buhranını bu şekilde atlatmıştır. Günü gelmiştir teknolojik gelişmelerdeki ilerlemeler bütün dünyaya ihraç edilerek çok kazanç sağlanmıştır. Ülkelerin talepleri artmış ve ekonomi birden büyük bir ivme ile yükselmiştir.
Sokaklarınızı , yollarınızı yaşadığınız mekanları düzenli ve en iyi işler halde hazırlayın. Avrupalı gibi düşünün; sonsuza kadar orada kalacakmış gibi;çünkü sonsuza kadar orada kalacaksınız; yani yaptığınız eserler ne derece düzgün ve doğru ise ancak o kadarını hakedebilirsiniz gelecekte... Bir söz vardır:''Bu dünyada yaşamasını bilmeyen öbür dünyada da yaşayamaz''Gerçekten Gerekiyorsa ve daha ileri bir model ise yıkılması gerekenleri anında yıkın ama bu yıkım devrim niteliğinde olmalı kökten, temelden.. Bunun sonucunda oluşan düzen insan psikolojisinide düzeltmektedir.. Bir kralın hikayesi vardır diktiği kendine benzer dik duruşlu bir heykele baka baka kendi kamburunu ve ruhunu değiştirmiştir.
Ürettiğiniz ürünler ne kadar çeşitli ve sınır tanımaz olursa , birbirini destekleyen ürünleriniz artar; iş veren artar. Yaşam kalitesi artar. Amerika şöyle düşünmüştür; şu eğitimi verdiğimiz, şu dallarda öğrenci yetiştirdiğimiz zaman bunlar iş yapabilecekler mi?... o halde olanaklı olanları yetiştirelim:Hayır!! bunu yapmadılar, tam aksine sayısız eğitim birimleri fakülte değişik niteliklerde birçok okul, işletme birimi kurdular. Halkın egemenliğindeki ülkede yetişen bu elemanlar kendi dünyalarını yarattılar. Sınırsızca üretilen ürünler ve yeni kuruluşlar onlara yardımcı oldu, birbirini besleyen bu ağlar sağlam bir sistem yarattı.

Birlikte yaşanılan düzene zarar verecek oluşumların özgürlük adı altında yapılması veya öyle görünmesi birşeyi değiştirmez. Eğer ki bir ülkenin istiklalini veya insanların geleceğini tehlikeye atacak bir oluşum var ise onu ortadan kaldırmak Özgürlük adına atılmış en büyük adımdır.

4 Şubat 2008 Pazartesi

pamuk orhan'ın seceresi

Pamuk'un seceresi
Sabah gazetesinin asansöründe karşılaştığım genç bir meslektaşım "Orhan Pamuk' a neden taktınız?" diye sorunca şaşırdım. Orhan Pamuk'a taktığım falan yok. Sadece bir millete, elinde hiçbir somut veri olmadan, canı öyle istedi diye "katil" damgası vurmasına dayanamıyorum o kadar.
Bu arada arşivimi kurcalarken, aylar önce gelmiş bir bilgiye ulaştım. Onu da sizinle paylaşmak istedim:
"İstihbarat dünyasında 'kuş yumurtası üretmek' metodu vardır. Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provokatörler lazım, en güvenilir provokatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir 'yumurta' bulunur.
Bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim görevlisi daha sonra da medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir profesör haline getirilir. Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir. Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur ve ona olan saygıları artar.
Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp faydalı-KADROLU bir kuş olma zamanı gelmiştir. Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır. Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalar da farklı faaliyetlere girişirler.

Evet, şimdi de, bu açıklamayla hiçbir bağlantısı olmayan -çok farklı- bir konuya gelelim; Orhan Pamuk'la ilgili son tartışmalar akla bir soru getiriyor: Pamuk neden bu kadar Türkiye karşıtı?
Orhan Pamuk'un tüm ailesi bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir. Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle İnönü döneminde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur.
Orhan Pamuk'un babası Gündüz Pamuk, Amerikan IBM şirketinin Türkiye'ye atadığı ilk genel müdürlerdendir. 1959-1964 arasında IBM firmasının tüm devlet birimlerine ve silahlı kuvvetlere sattığı cihazları pazarlayan kişidir. 1964'ten sonra Koç Holding'de Plan Grubu Başkanlığı yapmıştır. Baba Pamuk, İsmet Paşa'nın yakın dostudur ve SODEP'in kurucularındandır.
Orhan Pamuk'un erkek kardeşi Şevket Pamuk Amerika'da Yale'de ekonomi okuduktan sonra dünyada pek çok üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiştir. Kardeş Pamuk, İsrail'de bulunan Negev Ben Gurion Üniversitesi'nde, derslerini MOSSAD'ın da ilgiyle takip ettiği 'Ortadoğu Çalışmaları' bölümünde uzun yıllar çalıştı.
Orhan Pamuk 1985-1988 arasında tam üç sene Amerika'da kaldı. Pamuk bu dönemde Iowa Üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kursu bitirdi. Kursun amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları. Pamuk'un bu kurstan sonra hayatı değişti. Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru ise Amerikan Dışişleri Bakanlığı'ydı.
Bir başka ilginç yakınlık; Orhan Pamuk'un yakın dostlarından biri de İsrail kökenli Amerikan gazetecisi Jeri Liberdi. Liberdi, kurucusu olduğu İnsan Hakları İzleme Komitesi'ni temsilen Türkiye'deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığı iddia edilmişti."
Bütün bunlar komplo teorisi olabilir mi? Olabilir.
Ama komplo teorilerinin de "düşünce özgürlüğü" kapsamında ele alınması gerekir.
(fatih altaylı: http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/21/yaz1437-40-101.html) fatih altaylı
_________________________________________________________________

Orhan Pamuğu dinleyelim gözlerimiz kapalı:

Nobel Ödülü'nün, beklenenin aksine, kendisini değiştirdiğini dile getiren Orhan Pamuk, "Ödül beni daha meşgul ve bazı ülkelerde daha popüler biri haline getirdi," diyor.
yorum: Ülkene söv, abuk subuk Avrupalının şarkı sözleri niteliğinde cümleler kur, birazda onların karakterine meylet yani, yalan söyle, kıvır,kurnazlık yap,özgürce saçmala... olur dinliyoruz seni.. gözümüzde kapalı.. (bu yazıyı okuyanlar bu teknikler milyonlarca Türk'ün gözünden kaçıyor,kurnaz bi adam şu pamuk..)

"Nobel aldığınıza göre artık Türkiye ve dünya için belli sorumluluklarınız olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusuyla açılan konu, ilginç devam ediyor. "Şöyle söyleyelim, bir şekilde omuzlarıma yüklenen politik sorumluluklara hayatım boyunca, hiçbir zaman özenmedim! Böyle hissediyorum çünkü kıskançlıklar, kötü niyetler, tabular ve çeşitli baskılar, yolda yürürken bir balkondan düşer gibi aniden üzerime yığıldı!"
yorum: yani bilmiyorum Pamuğu tercüme etmeye gerek var mı? sanki anlaşılıyor gibi.. Politika hakkında birşeyler mırıldanıyor: aslında bilinçaltında yatan şey, onun politikayıda düşünmüş olması , burda kendi yeteneği ile mi politikaya atılacaktı yoksa nobeldeki Avrupa desteğiyle mi. Dikkat ederseniz politikacılarda çokça saçmalayıp kıvırırlar aynen Pamuk gibi.. sonra onun gibi ülkeleri için çalışıyormuş imajı verirler. Gine bişeyi anlatmak için ne kadar kelime varsa sıralamış he.. Biryandan da politikanın vereceği yüke özenmediğini;fakat politikacı olmaya can attığını söylemek istiyor garibim. Ya şu Pamuğu bir türlü anlayamamış bizim adamlar, meğerse içinde ne büyük fırtınalar varmış.. Yoksa şöyle mi söylemek istiyor;'' of ülkemin yükü omuzlarımda kahretsin eşşek gibi senelerce katlan gel bide şimdi senin üstüne binsin oh be, halbuki ne güzel Manhattan daki lüks villamdan manzaraya bakıp sırıtıcaktım.. ne güzel kuşlarla saçmalayacaktık, eski ülkeme sövüp, beni okuyan batılı gerzekleri seyrederek yellenecektim..''
...
Ve şöyle devam ediyor Pamuk: "Benim gizli arzum hep özgür bir sanatçı olmaktır. Yazma stilim ve yapı kurma metodum hayata karşı çocuksu bir yaklaşım gerektiriyor."
-Yani yazı sitilinin yandan yemiş halini kendiside biliyor, tamam kötü demiyorum.. embesilcede olsa sorun değil yeter ki bizi unutma şaban.. ülkeni..
Tamamda niye gizli arzun özgürce bir sanatçı olmak, açık açık söyleseydin daha ortada fol yok yumurta yok, yeri geldiğinde yapardın hain planını. Yapı kurma metodunla bine yapsaydın ikinci katta yıkılırdı.

Sonra da ekliyor: "Topluma mal olmuş, tanınmış biri olarak sokakta dolaşmak, yazarlık yapan biri için hiç iyi değil. Politik bir figür olmak ise gerçek bir felaket!" Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili yorumlarından sonra yaşanan hukuki süreç içinse, "O hukuki çekişmelerden sonra, artık tamamen karar verdim ki, benim tek sorumluluğum gençliğimdeki sorumsuzluğumu tekrar hayata geçirmek ve daha 'Nabokov tarzında' olduğum hayata geri dönmek. Yani biçime yönelmek." Söyleşiyi yapan gazeteci "Bunları yaşadıktan sonra ifade özgürlüğü için savaşmanız gerektiğini düşünmüyor musunuz?" sorusunu yöneltiyor. Pamuk'un cevabı ilginç: "Yazmak yeter. Gerisi beni sevmediğim bir alana ve talihsiz bir kadere sürükler."

Yani demek istiyor ki Pamuk, kısaca saçmalamaya devam edeceğini hiç büyüyemeyeceğini saçmalayarak ifade etmeye çalışıyor(güzel bi teknik..) İfade özgürlüğü ile savaşmak sorusuna, ifade etmeye devam edeceği yanıtını veriyor, aynen öncede ifade ettiği gibi...
(hım kalemi güzel bi yazar.. peki klavyesi nasıl? hehe hayır bu iğrenç espiriyi ben yapmadım, o yaptı Pamuk, hatta tarihte milyonlarca yaptı..o zaten milyonlarca baloncuğu çok seven pamuktan bi yazar.. tarzı bu..) Özgürlük savaşçısı zannediyor kendini.. düşmanlarını duf duf öldürecek.. gerekirse yedek şarjörlerine dom dom mürekkepleri koyacak, edebiyat ne verdiyse artık rastgele sıkacak beynine beynine milletin. Yazdıkları yüzünden o kadar Türk düşmanı dostu oldu ki,artık Turuva atı biçiminde davranamayacak kadar tutsak onlara.. Tarihte Ermenilerin Türklere soykırım yapmaya çalıştığını;ama sonradan az olanın kendileri olduğunu anladıklarında , olaya kaza süsü vermeye çalıştıklarını söylemeyi özgürlüğüne yediremeyecek Pamuk;çünkü o özgürlüğü küfretmek sanıyor; çocuk işte büyümemiş..



27 Ocak 2008 Pazar

Özgürlük (özgürlük hakkında)

Özgürlük
Özgürlük insanı diğer varlıklardan ayıran bir özelliktir. Normalde tüm diğer varlıklarda özgürdür; fakat özgürleşmenin niteliği ve niceliği akıl ile doğru orantılıdır. İnsan bu sebeple en hür varlıktır.

Günümüzde özgürlük hakkında söylenebilecekleri düşünürken, aklı hesaba katmadan felsefe yürütmek, harekete geçmek çok cahilce olacaktır. İnsanın elinde sonunda az ya da çok çalışan bir aklı vardır. Özgürlüğünü unuttuğu zaman aklından olacaktır, aklını unuttuğu zaman özgürlüğünden. Bunun sonucunda şu vardır ki düşünmek bile dayanılmazdır; hem aklını hem de özgürlüğünü yitirir ve bir pisliğin içine dadanır ki çoklarına bu kendi seçimleriymiş gibi görünür. Bu onlara kendilerini kişisel seçimlerinden oluşmuş bir ağdan örülü özgürlük halkasının bir ferdi zannettirir.. durum bu değildir. Doğduklarından beri kendilerine dayatılan yaşamın uyuşmuş haleti ruhiyesi içindedirler.

En genel haliyle, özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden(etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir. Buna paralel baska bir gündelik tanımı, insanın kendi kararlarını kendi istemine ve düşüncelerine göre belirleyebilmesi, ve kendi seçimlerini kendi iradesiyle yapabilmesi olarak belirir. Burada özgürlük bir irade özgürlüğüdür.

Özgürleşmenin niteliği ve niceliği akıl ile doğru orantılıdır. Bu nedenle insan tüm kartlarını ortaya dökmelidir. Üretebileceği tüm ürünleri oraya çıkarmalıdır. Çalışmalıdır! Bu güzel bir öğüt değilmidir? Peki kutsal bir tarafı da yokmudur çalışmanın üretmenin? Çalışmak ve üretmek her yerde en büyük ilkedir. Bu uğurda yaşamayanlar ne insan olabilirler ne de Allah'ın sevgili kulu.. Çalışmanında bir niteliği vardır. Kimi dünyayı yönetecek kadar, her türlü gelişmeyi ve ürünü ortaya koyacak kadar çalışırken kimi kendine bile yetemez.

Yaratılıştan beri insanın verdiği en büyük mücadeleyi ve arzusunu özgürlükte görürüz. Dini hikayelerde ne güzel anlatılır: Harika bir dünyada yaratılan insan orada özgürdür aslına bakarsak; fakat yine aynı hikayede görürüz ki o birçok şeyi ayırt edemeyecek kadar bilgisiz ve deneyimsizdir. Bu onun aklının fazla gelişmediğini, bilgisiz olduğunu ve bunlardan ötürü özgürlüğünün ancak o kadar yani o anki varlık biçimi kadar olduğunu gösterir. Hisleri kadar aklı kadar olduğunu gösterir. Ama ona herşeyi lütfeden Yaratıcı için bu en iyisidir. Bu hikayeden veya anılarımızdan şu sonucu çıkartabiliriz: Kendimize ve başkasına zarar verecek bir meyvayı yememeliyiz. Kötü arzularla dolu isteklerin peşinde gitmemeliyiz.

Orada insanın bir yükü yoktu ve hayatın eksi yükü üzerine yüklendi ve fısıldadı, düşündürdü onu belki.. yaptığı bünyesine kattığı meyvanın tesiriyle biyolojisi değişti. Hala insanlardan bu fsıltıyı dinleyen var; büyük bir hükümranlığın peşinde koşmak ve bu uğurda kan döken insan olmak. Buna onu fısıldayan oluşumun niteliği ise hikayeye göre kendini beyenmiş olması ve hayat mücadelesinde yardım etmesi beklenen insana yüz çevirmesidir. Kötülüğe ve zulme başkaldırı, isyan doğrudur; fakat orada olan isyanda belirgin olan nokta, isyana götürenin isyan biçimi ve amacına ulaşmaktaki yanlış davranışıdır. Kötülükle, kandırmacayla kurulu bir isyan vardır ortada.

Halbuki dünyada ne kötü düzenlere karşı verilmiş ne şerefli savaşlar vardır. Böyle savaşları veren bir ulustur Türk Milleti. Ne mutlu bize..

Özgürlük kavramı çamur halindedir. O ancak insan tarafından biçimlendirilebilecek bir süreçte varolmaktadır.

Atatürk'ün Özgürlük Hakkında Söyledikleri:
Halkının özgürlüğü ve gelişimi için ona en onurlu, şerefli savaşlarda öncülük eden Atatürk'ün sözlerini dinleyelim:
Özgürlük, insanın düşündüğünü ve dilediğini sınırsız olarak yapabilmesidir. Bu tarif, özgürlük kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü herkesçe bilinir ki insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi de sınırsız özgür değildir, evrenin yasalarına bağlıdır. Bu sebeple, insan ilk önce, doğa içinde, doğanın yasalarına, şartlarına, sebeplerine, etkenlerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. însan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların esiridir. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 450).

Atatürk'ün dediği gibi özgürlük anlayışına bağlı olan düşünceler beslenmeye ve geliştirilmeye muhtaçtır.


Özgürlük olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.
1906 (Atatürk'ün S.D.II, s.1 )

Özgürlükten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930 (Asım Us, Hatıra Notları, s.21) Burdada Ata nın baskıcı rejimlere atıf yaptığını görüyoruz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.
Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve çöküş vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük atalarım en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevi, özel ve resmi hayatımın her safhasını tanıyanlarca bu aşkım bilinmektedir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın var olması ve devam etmesi, mutlak o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla mümkündür. Ben şahsen bu saydığım niteliklere çok önem veririm ve bu niteliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için, milletimin de aynı nitelikler ile donanmış olmasını şart ve esas bilirim…22.04.1921,Hakimiyet-i Milliye Gazetesi.

Biz Türkler tarih boyunca özgürlük ve bağımsızlığa örnek olmuş bir ulusuz.

Bence bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın varolması ve devam etmesi, mutlak o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla mümkündür. (1921, Ankara) (Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III, s. 31)

Özgürlükten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930 (Asım Us, Hatıra Notları, s.21)


Kişisel özgürlükler ve devlet
Çağdaş demokraside bireysel özgürlükler, özel bir değer ve önem almıştır. Ancak, bu kadar yüksek ve değerli olan bireysel özgürlüğün, uygar ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, özgürlük kelimesinin sınırsız şekilde düşünülebilen anlamıyla anlaşılmaz. Söz konusu olan özgürlük, toplumsal ve uygar insan özgürlüğüdür. Bu nedenle bireysel özgürlüğü düşünürken, her bireyin ve nihayet bütün milletin ortak yararı ve devlet varlığı gözönünde bulundurulmak gerekir. Diğerinin hak ve özgürlüğü ve milletin ortak yararı, bireysel özgürlüğü sınırlar.

Bireysel özgürlüğü sınırlama, devletin de âdeta esası ve görevidir. Çünkü, devlet bireysel özgürlüğü temin eden bir kuruluş olmakla beraber, aynı zamanda bütün hususî faaliyetleri, umumî ve millî amaçlar için birleştirmekle görevlidir. "Özgürlük, başkasına zararı dokunmayacak her türlü tasarrufta bulunmaktır" denildiği zaman vatandaş özgürlüğünün, yalnız bunun amaç olduğu, devletin bu amacı temin için bir vasıta sayıldığı ifade edilmiş olur. Fakat bu vasıtadır ki, milletin genel yararını ve amacını koruyacaktır.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.278)

Vatandaşlar bilmelidir ki, vicdanî ve fikrî özgürlük vardır; fakat nihayet bunlar sınırsız değildir. Bireysel özgürlük karşısında bireylerin hepsinin kurduğu, dayandığı bir devlet, devletin de yönetimi, egemenliği vardır. Bireylerin özgürlüğü, devletin egemenlik ve iradesinin korunmasına bağlıdır. Devlet yönetimi felç olursa bireylerin özgürlüğünü koruyacak hiçbir kuvvet ve vasıta kalmaz. Bu nedenle özgürlüğü yalnız bir taraflı değil, her iki taraflı düşünmek gerekir.

Bireysel özgürlükler mukaddestir. Bunların korunması için daima çalışılır. Fakat bu çalışmada devletin kuvveti, otoritesi hiçe sayılırsa ; başka bir devletin otoritesi altına girmek aşağılığına düşeceklerini, yabancı bir devletin otoritesinin tutsaklık zincirlerini kendi elleriyle boyunlarına takmaya mecbur olacaklarını akıldan çıkarmamak gerekir.
1931 (Vakit gazetesi, 19.2.1931; Taha Toros,Atatürk'ün Adana Seyahatleri, s. 37)

atatürk ve özgürlük--------------------------------------------------------------- alper

26 Ocak 2008 Cumartesi

Liberal Sistem Halkçı, Ulusal ve Evrensel Bir Sistemdir?

Liberalizm ulusçuluk kapitalist sistemde ulusalcılık
Liberal düzenin Ulusalcılığı ve Halkçılığı

İnsanı ve onun doğasını incelediğimiz zaman görüyoruz ki özgürlük onun biricik hakkıdır. İnsan özgürlüğü sayesinde kendi yolunu bulur.. hayat ne demek yaşamak ne demek bu özelliği sayesinde anlar.

Her şey liberal ülkede yetişir; fakat dengeli beslenir insanlar. Dengesiz insanlar göremezsin. Yandan yemiş bir liberal düzen yine bir dengesizliktir. İyi hesaplamak lazım bazen tam tersi gibi görünür fakat işte odur liberal anlayış.

...

Liberalizm, adındanda anlaşılacağı gibi özgürlük üzerine kurulu bir sistemdir, bu sebeple en başta özgürlüğün ne olduğunu anlamak gerekir. Bu sayfalarda bundan defalarca bahsettik. Özgürlük nasıl ki ilk bakışta aklımıza gelebilecek, içimizden geçebilecek herşeyi yapmak manasında anlaşılıyorsada bunların yaşanması durumunda görüyoruz ki diğerlerinin özgürlüğü kısıtlanıyor başka hayatlara müdahale ediliyor. Bu sebeple Ulu Önder Atatürk'ün de ifade ettiği gibi: '' Özgürlük insanın düşündüğünü ve dilediğini sınırsız olarak yapabilmesidir; fakat bu tarif, özgürlük kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü herkesçe bilinir ki insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi de sınırsız özgür değildir, evrenin yasalarına bağlıdır. Bu sebeple, insan ilk önce, doğa içinde, doğanın yasalarına, şartlarına, sebeplerine, etkenlerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. însan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların esiridir. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 450).

Atatürk'ün halkçılık anlayışı, tüm halkın işbirliği ve ayrımsız birlikte çalışması esasına dayanır. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi ilede halkın herşeyin üstünde olduğu vurgulanır.
Atatürk, Halkçılığın devrimler açısından ne denli yaşamsal olduğunu, çeşitli vesilelerle gündeme getirmiştir:"İç yönetimimiz konusunda güçlükleri yok edebilmek, iyi görevli atamak ya da görevlinin görevine son vermek kuralını ortadan kaldırmak gereğindeyiz. Biz bu kuralı iki ilkeye dayanarak sonuçlandırabiliriz. Bundan dolayı hangi ilkeyi koyabileceğimizi düşünmeye koyulalım. Bu Hükümetlerin halkın eline geçmesidir.

Efendiler, 'Biz memur sınıfı yaratmak için çalışmayalım' ve kesinlikle bir 'memur kadrosu' içinde bulunanları bir yere koymakla kafa yormayalım. Yönetimi halka vermek için çalışalım. O zaman bütün güçlüklerin ortadan kalkacağına inanıyorum... Ben bununla uğraşmaktayım.İç politikada yolumuz olan halkçılık, yani ulusu kendi başına buyruk kılma ilkesi Anayasamızla saptanmıştır
. / Bu sözlerde, Liberal anlayış ve Kapital ekonomi çok belirgindir. Fakat Atatürk'ün çizgisinden kayıldığı gibi Atatürk'ün görüşleri saptırılmıştır.

Halkçılık; “ Bireyler arasında hiçbir fark görmemek, topluluk içinde ayrıcalık kabul etmemek, halk adı verilen tek ve eşit bir varlık tanımak görüş ve tutumu” olarak tanımlanmaktadır. Halkçılık halk yönetimi, halkın halk tarafından halk için idaresi, yani siyasi demokrasi olarak kabul edilir. Halkçılıkta devletin siyasi rejimi, halk tarafından ve halkın menfaatine kullanılır.

"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına, Türk Ulusu denir." Bu tanımlamanın içinde halk ile ulus birbiri içinde kaynaşmış ve bir bütünü oluşturduğu açıkça görülmektedir. Atatürk, ulusumuzun bütün kesimini "halk" olarak kabul etmiştir. Atatürk: "Türk Ulusu, halk yönetimi olan Cumhuriyetle yönetilir." düşüncesiyle de halkçı görüşünü ulusçulukla birlikte Cumhuriyetçilik ilkesine bağlamıştır.

Bunu bir tek sözcükle belirtmek gerekirse diyebiliriz ki yeni Türkiye devleti, bir halk devletidir. Halkın devletidir."1930'lu yılların çalışma ilişkileri ve iktisadi boyutuna damgasını vuran ilk kavram yine "Halkçılık" olmuştur.

Bu sebeplerden ötürüdür ki Liberalizm halkı özgürleştiren ve halka egemenlik veren sistemdir. Diktatörlükler hangi sistem sayesinde yıkılmıştır halk ne zaman kendi hakimiyetini elde etmiştir, yönetim ne zaman halkçı davranmaya başlamış ve Cumhuriyet demiştir? Avrupa nın, Amerika nın halk için ve özgürlük için refah ve mutluluk, eşitlik için liberalizm dediği bu yönetimi ve kelimeyi söylemeye başladığı zaman kökleşmeye başlamıştır. (liber:özgür) Sadece krallar ve soylu denilenler değil gerçek soylulara yani halka yükselme ve zengin olma hakkı mal mülk hakkı verilmiştir. Hayatın ve yaratılışının ona verdiği bu hakkı onun elinden alabilecek bir kuvvet yaratılmamıştır. Lakin insan bunu yaratmaya çalışır; fakat insanın özgürlüğünü zincirlerle bağlayacak sağlamlıkta hiçbir zincir yoktur. Bu sebeple insanın bu en bariz vasfını görmezlikten gelenler en büyük krallıkları kursalar dahi büyük bir gaflet içindedirler ve gün gelir o gaflete düştükleri şey karşılarına bambaşka silahlarla çıkar ve o zaman ne kral kalır ne padişah. Özgürlük ve halkın egemenliği bir şekilde yayılır. Liberal bir düzenin sağlanamadığı gemide mutlak bir çatlak vardır. Bu çatlakları bulmak ve yapıştırmak lazım. Çoğu zaman inançta olsun düşüncede olsun Ulusların içindeki çatışmalarda olsun, Özgürlüğü barındırmayan sistemler özgürlük adı altında sunulur, buna aldananlar tüm dünyanın gerisinde kalır, halkına zulmeder ve parçalanır. Bunların birşeyi bilmesi gerekir seni parçalayan ve yokeden dış güçler değil!! Sensin ve kendi halkın! Kendi halkın senden ötürü seni yoketti ve sen artık bir hiçsin.


İnsanlar zannediyor mu ki hayat liberalken;özgürlüğe göre işlerken onun yasası bu sistem bir türlü oturmuyor bir türlü adı konmuyor. Adı kondu arkadaş ve Ulusları geliştirdi zenginleştirdi. İşte Amerika işte Avrupa, Japonya, Çin... ve yakında Türkiye var umarız Ulusal bir liberal anlayış güderler; çünkü saydığımız ülkeler hep Uluslarının çıkarına göre hareket eden Liberal Ülkelerdir.

Paramparça olan halkını zincire vuran monarşik düzenlerdeki, tekelci yönetimlerdeki halk acı çekmektedir sonunda yıkılmaktadır. Ellerindeki tüm imkanlara rağmen fakir yaşamaktadırlar. Liberal bir ülke olan Japonya ise küçük bir adada büyük bir Devlet kurmuştur.

Özgürlük olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür. 1906 (Atatürk'ün Söylev ve.Demeçleri.II, s.1 )

Özgürlük, Türk'ün yaşamıdır.
1930

Yazgısını, kendini zincire vuran kişilere terk eden milletler, o kişilerin keyif ve arzularına oyuncak olmaya karar vermiş, bunu kabullenmiş sayılırlar. Bu türlü milletler, talihlerini ellerine bıraktığı insanlar başarı kazandıkça o insanların daha kuvvetli baskısı altında kalırlar. Başarı kazanmazlarsa felâket, yok olma yalnız o insanlara değil, onlara bağlı olan topluma gelir. O halde her iki olasılıkta da böyle bir millet, felâketle karşı karşıyadır ve bu kötü sonuca varması kaçınılmazdır.
1922 (Atatürk'ün s.D.11, s. 27)

Krallıklardan sonraki düzenlerde yönetimin adı ve görüntüsü değiştiği için ve kısım kısım düzenlemelerle halk özgür olduğu için ortada bir diktatör görünmez; halbuki ortada yine bir monarşik düzen vardır. Sistem kılığına girmiş bir diktatör var sadece görüntüsü yok: fakat ben size göstereyim: özgürlük uğruna verilen savaşlarda akan tonlarca kan, milyonlarca insana ilave günümüzde uyuşmuş bir beyinle nefes almaktan başka hakkı olmayan insanlar, ülkeler var. Çoğu özgürlüğü bile bilmeden aslında onun savaşını veriyor çaresizce.. Çokları savunduğu düşüncenin tutsaklık olduğunu bilmeden onun için kan akıtıyor. Bu görünmeyen diktatör uğruna akıtılan kanlara bakın kitaplarda.. sayfalarda.. açın bakın o sayfalara o zaman belki gözünüze görünür kim olduğu o zaman anlarsınız belki ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜ KISKANAN bir şeyin olduğunu, bir oluşumun.. kim bilir belki bir yaratığın olduğunu..

O diktatör ki insanın zaaflarını iyi biliyor onun kurgularından yararlanıyor, seneryolarında baş rolü oynuyor ama o görüntüde yok, yakıyor, yıkıyor ; fakat insan süslü sözlere kanıyor ve gördü tamam diyeceğin anda o güneş gözlüğünü takıp uzanıyor koynuna -işte bu- diyor!

Ne diyim evet o doğru bildin.

Daha sonra kapkara olmuş başına güneş yemiş bir halde kalkıyor. Ama bu liberalizmde böyle değildir ne başına güneş yersin ne kavrulursun herşey dozundadır. Her şey liberal ülkede yetişir; fakat dengeli beslenir insanlar. Dengesiz insanlar yavaş yavaş yokolur. Yandan yemiş bir liberal düzen yine bir dengesizliktir. İyi hesaplamak lazım bazen tam tersi gibi görünür fakat işte odur liberal anlayış. (Bu sayfalarda bu konular bolca var;herşey açık ve net)

Ulusal Liberalizm

Doğaya bakacak olursanız liberal anlayış içerisindeki Ulusal düzeni daha iyi anlarsınız. Orada misal böceklerin kendi türünü yaşatmak için yaptıklarını inceleyin. En iyi örnek karıncalar olacaktır. Var mıdır doğada onlar gibi teşkilatçı bir birlik. Onlar kendi kolonileri için ellerinden geleni yapar; yaprak keser, mantar besler, uçar, dövüşür... Sonuç öyle büyüktür ki doğanın dengesi korunur. Zararlı böcekler çoğalmaz, neticede yeşillikler hayatta kalır .. Hava kirlenmez, çarpık kentleşme görünmez, zehirli gazlar çıkmaz, zararlılar dünyayı işgal etmez ve edemez.

Bilmem anlatabildim mi?

alper m.

Kapital Dünya - Kapitalizm

Kapital Dünya

Kapitalizm, sosyalizm veya diğer düşünce ya da sistemler üzerine konuşan felsefeler yürüten filozoflardan daha üstün bir yanımız var ki o da en başta yaşayarak neyin ne olduğunu görmemizdir. Şu adama şöyle dedi bu filozof herif böyle dedi ile hareket edilecek durumun daha ötesindeyiz. Bu sistemler hakkındaki düşüncelerimizin ve gerçeklerimizin onlardan daha önde olmasında başka hususlarda vardır, bilimin tekniğin ilerlemiş olması, şu anki toplum ve dünya düzeni, daha fazla bilgiyle dolu oluşumuz, daha deneyimli oluşumuz. Bu sebepledir ki bu yaşanılan durumlardan ve gelinen yükseklikte bizim gördüğümüz alan daha geniştir sonrasında söyleyecek ve söylenmişlere eklenecek sözümüzde vardır.

Kapitalizm, özetle, devletin yerine bireyin girişimci olduğu bir ekonomik sistem modelidir. Sermaye birikimi oluşturan bu girişimciler, şirketler ve fabrikalar açıp istihdam yaratır ve elbette ki 'patron' olmuş olurlar. Ama 'zalim patron' olmaları gerekmez; aksine çalıştırdıkları insanlara haklarını veren dürüst insanlar da olabilirler. Hatta kazançlarının bir kısmını idealist bir biçimde toplum yararına da harcayabilirler. Zaten yaptıklarıyla topluma istihtam yaratılmış olduğu gibi, toplum patron yerine konuyor.
Zaten kapitalizmin teorik savunucuları da, böyle bir 'kapitalist ahlak' öngörmüşlerdir. Devlette bunu destekler kanunlarını bu yönde uygular.

Kapitalizme karşı olanlar paranın devlet adamlarının değil başka adamların ellerinde olmasını çekememeleri, kıskanmalarıdır. Böyle komik bir durumdur. İşi komediye döndürmemek gerekir. Sadece para el değiştiriyor. Ama halk kendini parayı yönlendirecek insanla bir tuttuğundan olayın içerisinden çıkamıyor. Halbuki devletten daha usta eller vardır para konusunda. Elbette onlarla eşitsin, ama paraya bırakın işin ustaları yön versin. Kendilerine eğitimli imajı vermek ve fazla okur bilir pozlarında entellektüel imajlarla hareket etmek yetmez. Gerçekleri görmek yeterlidir, sadece gözünüzü açmak kafidir, ne olmuş ne bitmiş, hayatta neler oluyor... Zeka ile çalışan bu sistem kısır düşünenlere geçit vermez. Günümüzde zaten olayı geniş perpektiften göremeyen birkaç kişi kapitalizmi düşman olarak görür. Kapital düzen doğal bir sistemdir ve yapay sistemlere geçit vermeyecek kadar DNA ları sağlamdır. Herhalde insanın bozamayacağı tek doğal sistem budur.

Doğada şöyle bir sistem vardır: Bir zararlı sarmaşık çoğalacak boşluğu bulursa diğer bitkilere fazlasıyla zarar verir. Bir karınca üreyip çoğalacak boşluğu bulursa insanlara zararlı olmaya başlar; fakat sarmaşığın çoğalmasını engelleyecek bitkiler veya böcekler piyasaya sürülürse bu durum dengelenmektedir. Aynı taktiği karıncaların sayısını azaltıp dengeyi sağlayan sineklerde de görürüz. Amerikadaki araştırmacılar zehirli ve ısıran karınca türünü yok etmek için kendi ürettikleri silahların yetmeyeceğini anladıklarından, doğal yollardan haklarından gelmeye çalışırlar ve başarılıda olurlar: Karıncanın geldiği coğrafyadaki düşmanını bulurlar ve onu getirirler. Getirdikleri sinekler canavarlaşmış karıncalarla alay edercesine yumurtalarını onların içine ok gibi fırlatarak kendi soylarını çoğaltırlar. Böylece karıncaların daha düzenli çoğaldığı bir denge sağlanır. Büyük balık küçük balığı yememiştir herkes kartlarını ortaya koymuştur. Bu düzende nitelikleri olanın o niteliği kullanma şansı vardır. O nitelikliler ki niteliksize bile yararlı bir iş bulacak olandır. Hapishane sistemi değil, Özgürlük sistemidir.

Sömürüye karşı olarak halkın kurtuluşu Fransız ihtilali ve Amerika halkının verdiği savaşlarda liberalizm anlayışının etkisiyle olmuştur. O zamanlardan başlamıştır dünyanın gelişmesi..diktatörlük rejimlerinin yıkılması, krallıkların sona ermesi... Liberalizm doğal hayata ve doğa düzenine benzemektedir, bu sebeple ona sürekli başvurulmalıdır. İnsanın doğadaki diğer canlılardan ayrılan özelliği ise diğerlerini de düşünebilmesi ; yardımlaşma metodu ile gelişmesi ve kendi doğasını bulmasıdır.

.............
Kapital sistemde misal sarayın içindeki küçük bir odada konaklıyorsan, bunun karşıtı sistemlerde ve uygulamalarda çok kötü bir şehirdeki apartmanda onun iki katı bir odada kalıyor olabilirsin belki o da.. sarayın içinde lüks bir odada kalmayı tercih edersiniz sanırım.

Sosyalizmi işçi sınıfını diğerleri ile aynı seviyeye getirecek bir oluşum olarak görürler, halbuki bunun gerçekliği diğerlerini işçi sınıfının seviyesine çekme gerçekliğidir ve ülkenin baş kısmı kesilmiştir.

Paul E. Sigmund’un belirttiği gibi toplumsal ve ekonomik bir devrim içinde gelişmekte olan ülkelere yön verecek düşünce sistemi kapitalist ya da Marksist düşünce sistemi değildir. Onların benimsediği düşünce sistemi daha çok Atatürk’ün düşünce sistemine benzemektedir. Çünkü aslında “ulusal kültüre ve ülkenin özelliklerine dayanan bir kalkınma ve sanayileşme” düşünce sistemidir.
__________________________________________________

Kapitalizm doğal bir sistem olduğu için yaratılan düzeni destekler. Bu sayede insanın tek mümkün yol ile doğal ve gerçekçi yollarla kurtuluşa ulaşmasını sağlar.
Günümüzde ABD'nin önde gelen Katolik ilahiyatçılarından biri olan Michael Novak da, 'Demokratik Kapitalizm'in Ruhu' adlı eserinde aynı mesajı verir: Kapitalizm zenginlik üretmekte en başarılı yöntemdir ve dinlerin öğrettiği hayırseverlik ilkesiyle desteklendiğinde, bir toplum için en sağlıklı sosyo-ekonomik sistemi oluşturur. İslam'ın kapitalizme Hıristiyanlık'tan daha bile açık olduğunu savunmak mümkündür. İncil'de fakirlik övülmesine rağmen, Kuran'da 'mülk' olumlu bir kavramdır. Hz. Muhammed, hayatının büyük bölümünde ticaretle ilgilenmiştir. Kuran'ın sosyal adalet kavramı, toplum içinde bulunan zenginlerin, kendi istek ve rızalarıyla yoksul kişilere yardım etmeleri üzerine kuruludur. Özel mülkiyet ve veraset pek çok ayette güvence altına alındığına göre, hiç kimsenin malına zorla el konulamaz.

Liberal Anlayışın Özündeki, Felsefesindeki Olan Ama Uygulanmayanlar Olabilir Bu Liberalizmi Bağlamaz.

''Liberal'': Bu kelime bir kısım insanın değil tüm toplumun özgürlüğünü ve refahını savunur, onlar için daha iyisini ister;çünkü toplumun yönetim biçimidir sadece özgürlük demek değildir yani. O halde çoğu millet bununla kurduğu düzende yanlışlar yaptı, başka ulusları sömürdü. İnsanların bakış açısını lekeledi;fakat Anlayış ise lekelenmedi;çünkü felsefenin gerçekçi temeli bu değil, yazgısıda bu değil;çünkü varlık biçimi onun doğal yapısını ve vazgeçilemeyeceğini göstermektedir. Herşeyi yap , elinden geleni yap özgürsün modeli değildir;çünkü adındanda anlaşılacağı üzere liberalizm-özgürlükçü sistem diğer insanlara ve toplumlara saygılı olmalıdır aksi takdirde özgürlüğün diğer tarafı zedelenecektir. Bir ulusun ve tüm dünyanın birliktelik halinde hareket ettiği bir özgürlüktür. En küçük parçadan büyük olana veya büyük parçadan küçük olana bir özgürlük vardır farkı yok, farkının olmayışı çelikleşmiş doğal yapısının, gerçekliğinin kanıtıdır, bütünlüğünün, çeşitlilik içerisindeki güttüğü birlik idealinin en güzel göstergesidir.
Amerika ve Avrupa ülkeleri aynı zamanda Japonya'daki başarısı sistemin yaşama gücünü göstermekle kalmayarak son yıllarda doğu bloğu ülkelerini de etkilemiş ve komünizmin sonunu hazırlamıştır. Dünyanın en gelişmiş ve birdenbire gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman bu model akla yatkın gelebilir ;fakat şunu unutmamak gerekir o ülkelerin kendi içinde uygulamaları vardır yani kapital ekonomi adı altında farklı nitelikte içerikle beslenmektedir. Ulusalcıdırlar temelde bunu bilmeli bizimkiler. Peki bu uygulama her ülkede aynı sonucu verir mi? Bu uygulama kapitalizm gelişmiş ve gücünü kanıtlamış ülkelere yarar sağlıyacaktır; çünkü aradaki engel kaldırıldığı zaman büyük balık küçük balığı yiyecektir. Aynı zamanda elinde çok imkan olan az imkanı bulunanı sömürecektir. Bu modellerin sınırsız bir plan izlemesi kendi sonunu hazırlamaktadır görüldüğü gibi. Çoğu kişi onu potansiyel düşman olarak görür. Bu şeytanın insana bakışıdır. Halbuki özgürlük,liberalizm en temel gerçeklerdir. Bu sebeple Kapitalizmde adam olacaktır, evet belki büyük acılardan sonra ama oraya gelindi zaten. Bunun hatları karma ekonomik model denilerek çizilmekte ve Atatürk'ün Türkiye için düşündüğü modelde budur haliyle. İçerik karma modeldir adı ise telafuzu iyi yapılmalıdır ki bu kapitalizmdir. Bu karma model ise şartlara ve ülkeye göre şekil değiştirebilir.

----------------------liberal----------------------- alper m.

22 Ocak 2008 Salı

Atatürk ve Ekonomi


Atatürk ve Ekonomi

Kurtuluş savaşından zaferle çıktıktan sonra yeni Türkiye nin liderleri , en başta Atatürk olmak üzere dikkatlerini en belirgin konulardan biri olan ekonominin üzerine çevirmişlerdir. Ülke nasıl kalkınacaktı?
devletcilik.blogspot.com
“Türkiye nasıl kalkınabilir, halkın refaha en kısa zamanda kavuşması için nasıl bir ekonomi politikası gütmelidir?” Bunu anlamak için de 4 Şubat 1923’de İzmir’de iktisat Kongresi toplanmıştır. Başkanlığını Kâzım Karabekir Paşa’nın yaptığı Kongre’yi Mustafa Kemal Paşa bir konuşmayla açmış ve ekonominin önemi, ekonomik kalkınma modeli ve bizde o zamana kadar izlenen ekonomi politikasının yanlışlığı üzerinde durmuştur. Atatürk’ün bu kongrede ve daha sonra başka yerlerde başka zamanlarda yaptığı konuşmalarda öne sürdüğü temel görüşler şunlardı:

EKONOMİNİN ÖNEMİ
“Ekonomi her şeydir; milletlerin, devletlerin yükseliş ve çöküş nedenleri iyice araştırılacak olursa, bunun en başta ekonomik nedenlere dayandığı görülür. Asrımız ekonomi (iktisat) asrıdır. Bu çağda ekonomiye gereken önemi mutlaka vermeliyiz. Kalkınmamızın, ilerlememizin temel şartı budur, iktisadi hayatı canlandırmaktır.

KILIÇ VE SABAN KARŞILAŞTIRMASI
Atatürk’e göre “fakir halkımızı zenginleştirmek, savaşta harabe haline gelmiş bulunan yurdumuzu mamur bir ülke haline getirmek için çok çalışacağız, üretken olacağız, tarım ve sanayie gereken önemi vereceğiz”. Atatürk, bu konuyu daha iyi açıklamak için, kılıç ve sabanı karşılaştırır. “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi ikincisine daima mağlup olmuştur” der. Çünkü, kılıç tutan el zamanla güçsüzleşir, saban tutan el ise güçlenir. Buna da, örnek olarak Kanada’yı gösterir. Kanada’ya İngilizler ve Fransızlar aynı zamanda gittiler, İngilizler sabana yapıştı; Fransızlar ise kılıca, fütuhata önem verdiler. Sonuçta kazanan, sabanın değerini iyi kavrayan, üretken İngilizler oldu ve Kanada’yı ele geçirdiler.

OSMANLILARIN YANLIŞ POLİTİKASI
Atatürk, bu önemli konuşmasının bir yerinde, sözü Osmanlı Devleti’ne, Osmanlı Devleti’nin fütuhat politikasına getirir. Sultanların şahsi ve keyfî istilâ hareketleriyle Anadolu’nun öz Türk olan nüfusunu erittiğini, ülkede pek az üretim yapıldığını, buna karşılık, lüks, israf ve gösteriş yüzünden devletin ekonomik ve mali temellerinin çöktüğünü söyler.

Atatürk, 1839 yılında başlayan Tanzimat döneminde ise yöneticilerin kalkınabilmek için o devirde moda olan batıdaki iktisadi liberalizmi ve sürekli borçlanmayı kendilerine örnek aldıklarını, bu politikanın ise, zamanla, kapitülasyon zincirlerini daha da sıkı hale getirdiğini ve Türkiye’yi çöküntüye, iflâsa sürüklediğini söyler. “Bu politika milli sanayimize ve el sanatlarımıza büyük darbeler indirdi” dedikten sonra “bize karşı yapılan rekabet gerçekten çok amansızdı, çok acımasızdı” diye ilâve eder.

İKTİSADİ ZAFERLER KAZANMAK
Atatürk açılan yeni dönemde Türkiye’nin artık cihangir bir devlet olmaya heves etmeyeceğini fakat, iktisadi bir devlet olmaya çalışacağını ve yeni devletin temellerinin süngünün dahi dayandığı iktisatla kurulacağını özenle belirtir. “Ordumuzun kazandığı zaferler ne kadar büyük olursa olsun, bunlar iktisadi zaferlerle tamamlanmadıkça eksik kalırlar” diyen Atatürk, toplumu iktisadi zaferler kazanmaya doğru yüreklendirir.

ÜLKEYİ ZENGİN YAPMA ÖZLEMİ
Atatürk İzmir İktisat Kongresinde yaptığı konuşmada, halk arasında yaygın olan “bir lokma bir hırka” görüşünü de eleştirir. O’na göre, böyle bir felsefeyi kabul etmemiz mümkün olamaz. Atatürk, fukaralığın bir fazilet olmadığını önemle vurguladıktan sonra, “Artık, biz fakirler memleketi değil, zenginler memleketi olacağız” der. Atatürk bir başka konuşmasında “Biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz; bilâkis memleketimizde milyonerler yetişmesine çalışacağız” diyerek herkese zengin olmayı öğütler. Asırların oluşturduğu fakirlik çemberine derin bir isyanı ifade eden bu görüş, Fransa’da III. Cumhuriyet dönemi ünlü devlet adamlarından Guizot, J. Ferry, Thiers, Gambetta gibi burjuvazinin zengin olma felsefesini dile getiren politik görüşlerin bir yansıması, etkisi olarak da kabul edilebilir.

- Evet Amerika zengin olma hayalleriyle oraya göç eden insanların ve onların teşkilatlandırdığı ülkenin adıdır. O insanlar zengin olmak için , refah için ne gerekiyorsa ona göre kurumları ve devleti düzenlemişlerdir. Sonunda gerçekten ülke zenginleşmiş ve her alanda birinci sıralara yükselmişlerdir.

MİLLÎ EKONOMİ POLİTİKASI, TARIMA VE KÖYLÜYE ÖNCELİK TANINMASI
Yeni devletin milli ekonomi politikasının temel ilkelerini Atatürk şöyle özetliyordu: “Her şeyden önce tarıma ve çitfçiye önem verilecektir. Çünkü ülkemiz halkının büyük bölümü tarımla uğraşan köylülerdir. Ve köylü, bu yeni dönemde, efendimiz olacaktır. Bunun için köylüyü bir cendere gibi sıkan aşar vergisi kaldırılacaktır. Modern tarım metodları uygulanacak, köylüye gerekli olan destek kredisi Ziraat Bankası aracılığıyla sağlanacaktır. El sanatları ve,yerli sanayi teşvik edilecektir”. Bunun için 1927 yılında Sanayii Teşvik Kanunu çıkarılmıştır. Tarımda makinalaşmanın yararları üzerinde durulmuştur.

DEMİRYOLU POLİTİKASI
“Yurdu demir ağlarla örme politikası milli iktisat politikamızın temel direklerinden biri haline getirilecektir. Bunun için bir yandan yeni demiryolları inşasına hız verilirken, öte yandan, ecnebilerin işlettiği demiryolları satın alınacaktır. Milletleştirme politikası sadece demiryolları alanında değil yabancıların elinde bulunan elektrik, tramvay, havagazı, kömür, vs. işletmelerine de yazılacaktır.”

YABANCI SERMAYE
Ulusal ekonomiyi güçlendirecek bu önemli adımlar atılırken Atatürk yabancı sermaye konusuna da değinmiştir. Atatürk, Tanzimatçıların çoğu lüks için dışa borçlanma politikasına ve ecnebilere yurt kaynaklarının peşkeş çekilmesine karşı çıktıktan sonra şöyle demektedir: “Biz aslında yabancı sermayeye karşı değiliz. Memleketimizin kaynakları geniştir, gelsinler, eşit şartlarla iş yapalım. Ülkemizin kalkınmasında onların da bir payı olsun. Ama bu eskiden olduğu gibi tek taraflı olmayacak; her iki tarafın da eşit yararına olacaktır. Bunun için de ecnebi sermayesine gerekli her türlü güvenceleri vermeye hazırız.”

Bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselmesiyle, çöküşü ile ilgi ve ilişkisi olan milletin ekonomisidir. Tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bu hakikat, bizim milli hayatımızda ve milli tarihimiızde tamamen görünmektedir. Hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa bütün yükseliş ve gerileme sebeplerinin bu iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır... Yeni Türkiyemizi layik olduğu mertebeye yükseltebilmek için her halde ekonomiye birinci dercede önem vermek mecburiyetindeyiz. Zira siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi başarılarla tamamlanmazlarsa kazanılan zaferler devam edemez, az zamanda söner. Bu itibarla en kuvetli ve parlak zaferimizin verebildiği ve daha verebileceği faydalı meyveleri tespit için ekonomimizin ve ekonomik hakimiyetimizin sağlanması, kuvvetlendirilmesi ve genşletilmesi lazımdır."

Atatürk bir konuşmasında ekonominin millet hayatı için önemini açıkladıktan sonra insan gücüne ve sermayeye olan ihtiyacımızın büyüklüğünü belirterek şöyle devam ediyor: "Binaenaleyh kanunlarımıza riayekar olmak şartiyle yabancı sermayelere lazım gelen teminatı vermeğe her zaman hazırız ve arzuya değer ki, onların serveti çalışmamıza ve servetimize eklensin. Bizim için ve onlar için faydalı neticeler versin, fakat eskisi gibi değil. Gerçekten geçmişte ve özellikle Tanzimat Devrinden sonra yabancı sermaye memlekette müstesna bir mevkie sahip oldu. Ve ilmi manasıyla denebilir ki, Devlet ve hükümet yabancı sermayesinin jandarmalığından başka birşey yapmamıştır. Artık her medeni devlet gibi, yeni Türkiye de buna razı olamaz. Burası esir ülkesi yapılamaz."

MİLLÎ TÜCCAR POLİTİKASI
Atatürk’e göre “halkımızın tüccar sınıfını zengin edebilmek için ticaretin hariç ellerde olmasını engelleyecek tedbirler alınacaktır. Ticaret ve kaynaklar, bizden olan tüccarların elinde olacaktır”. Bu sözler bir yandan eski dönemde çoğunluğu teşkil eden Müslüman Türk unsurunun fakir kalmasına, buna mukabil azınlık unsurlarının aşırı zenginleşmesine duyulan tepkiyi dile getirirken; öte yandan milli bir burjuvazinin yaratılmasında tüccar sınıfının önemini vurgulamaktadır. Atatürk, ticaret konusunda memleketi zengin yapacak olanın, ithalattan ziyade ihracat olduğunu özenle belirttikten sona; “ihracatın bizden olan tüccarların elinde” olması gerektiğini söyler. Bunun tam olarak yapılması için Türkiye nin her türlü üretime önem vermesi ve geliştirmesi gerekir : Birbirini çeşitliliği nedeniyle besleyecek olan bu üretim ve yatırımlar sonucunda hem eleman niteliği hem eğitim alanındaki gelişim sağlanacak. Sonucunda ülkenin gelişmesi ve kalkınması için ortaya çıkmış otomatik davranan ve gelişen oluşumlar misali ülke ilerleyecektir.

ATATÜRK’ÜN EKONOMİ POLİTİKASINA YÖNELTİLEN CAHİLCE ELEŞTİRİLER:
Bu eleştiriler teknolojiye ve her türlü sanayiye ve üretime önem veren Atatürk'e.. Bilim, Sanat ve Spor'a büyük önem vermiş , dünyadaki her türlü gelişimin bu ülkeye taşınmasını isteyen Atatürk e karşı yapılıyor. Tabi bu yazarların çarpık çurpuk fikirleri vardır dikkate alınmaya değmez o ayrı mesele.. Burada bu eleştirilerin ne kadar aptalca olduğunu vurgulamak doğrusudur. Bilim ve teknik alanda geride kalan , teknolojide geride kalan milletlerin ilerleme gösteremeyeceğini zaten Atatürk söylemiştir. O bütün yararlı şeyleri övdüğü gibi köylünün emeğini ve üretiminide övmüştür. Köylüyü övdü diye bu tarımı bütün herşeyin önünde tutuyor manasına, bunca fikrinden sonra nasıl ulaşılabilir. O zaman Türkiye de açlık o kadar ön plandaydı ki savaşlar buna neden olmuştur sonra tarım alanında iyi bir gelişme yoktu. Elbetteki başta karın doyurmak ve açlık sıkıntısını yenmek en büyük önceliktir. Buna birde Türkiyenin elinde bulundurduğu tarım ve üretim potansiyelini eklersek tarıma verilmesi gereken önemi vermemek salaklık olacaktır. Atatürk tarıma önem verirken teknolojik gelişmeyle ve sanayi ile tarımsal üretimin üzerine gitmesi onun güttüğü politikanın ve anlayışın en güzel örneğidir.

Atatürk döneminde nüfusun çok büyük çoğunluğu yüzde 80’i köylerde yaşıyordu. Onun için Atatürk bu sosyal tabana, köye ve köylüye verdiği önemi göstermek amacıyla “Köylü bu memleketin efendisidir” demişti.

Esasen bu dönemde Türkiye ekonomisi, genelde basit bir köy ekonomisi görünümündeydi. Pazar (piyasa) ekonomisi gelişmemişti. Yapılan ticaret de daha çok değiş-tokuş (trampa) niteliği taşıyordu. Köylü şehre getirdiği buğdayını, arpasını, pamuğunu vs. tüccara ve aracıya verip, karşılığında gaz, bez ve tuz v.s. alıyordu. Yani ekonomik hayat çok sınırlı bir dolaşım süreci içindeydi.

ATATÜRK' ün İZLEDİĞİ DEVLETÇİLİK POLİTİKASI ve LİBERAL ANLAYIŞI
Devletçiliği, Atatürk ve arkadaşları kısaca “ferdin yapamayacağı işleri devlet yapar” şeklinde tanımlamışlar. Burdanda anlaşıldığı gibi ferdin yaptığına, kişisel girişime öncelik vardır ama yapamayacağı iş olursa devlet hemen yardım etmeli veya işi eline almalıdır.

ATATÜRK DEMİŞTİR Kİ:
Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak ,fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.(1936)

Prensip olarak, Devlet ferdin yerine geçmemelidir.Fakat ferdin gelişmesi için şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)

Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber hiçbir piyasa da başıboş değildir.(1937)

Devletçilik ilkesi özel girişimciliği yadsımaz, özel teşebbüsü reddetmez. Tam aksine teşvik eder, yardım eder. Tüm üretim araçlarının devlet elinde toplanmasını öngörmez. İyelik, mülkiyet haklarına saygılıdır, fakat iyelik hakkının toplumun,ulusun yararına aykırı biçimde kullanılmasına da izin vermez. Atatürkçülükte katı bir devletçilik anlayışı yoktur. Atatürkçülük özde “karma ekonomiyi” benimser. Üretimin arttırılabilmesi için “ Devlet ve özel teşebbüsün birbirine karşı değil , birbirinin tamamlayıcısı” olması gerektiği benimsenmelidir.
Atatürk dıştan ekonomik model dayatılmasına karşıdır.

Paul E. Sigmund’un belirttiği gibi toplumsal ve ekonomik bir devrim içinde gelişmekte olan ülkelere yön verecek düşünce sistemi kapitalist ya da Marksist düşünce sistemi değildir. Onların benimsediği düşünce sistemi daha çok Atatürk’ün düşünce sistemine benzemektedir. Çünkü aslında “ulusal kültüre ve ülkenin özelliklerine dayanan bir kalkınma ve sanayileşme” düşünce sistemidir.

Atatürk devletçiliği şöyle anlatmaktadır: “Bizde devletçilik, bazılarının sandığı gibi, sosyalist teorilerden ilham alınarak kurulmamıştır. Yani bizim devletçiliğimiz bir sosyalist ekonomi düzeni değildir; ama devletçilik, katı ve sınır tanımaz kapitalist bir sistem de değildir. Devletçilik modelemiz Türkiye’nin koşullarından, öz ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir”. Ekonomi politikasında buna üçüncü yol, yahut karma ekonomi modeli de denilebilirdi. Evet izlenen politika özel girişimlere destek veren ve kişiyi ön plana çıkaran liberal bir politikadır ama kapitalist bir sistem değildir yani sınır tanımaz liberal-kapitalist değildir.
Liberal düzen özgürlükçü ve herşeye saygılı olduğu için, çok geniş kapsamlı ve her düşünceyi barındırabilecek yapısından ötürü diğer düşüncelerin doğmasına izin vermiştir, ona karşı olan düşüncelerin hepsi onun sayesinde ortaya çıkmıştır. Yaratıcı ve isyankar gibi örnek olarak, veya anne-baba ve hayırsız evlat gibi..
devletcilik.blogspot.com
Liberal görüş ve bu kelime özelliğinden ötürü yanına ek bir kelime getirilerek yeni bir görüş oluşturulabilir. Bu sebeple liberal kavramı farklı ve yanlış anlayışlara sebep olmaktadır. Bunları bazı hassas konulara değinmek ve bu kavramın niteliği üzerinde durmak için söylemek gerekiyor böylece değeri ve anlam yelpazesi daha iyi anlaşılacaktır. Sosyalizm ve kapitalizm bazı kişilerin diğerlerini sömürmesidir. Kapitalizm sadece halkı sömürmekle kalmaz elinden gelirse diğer ülkeleride sömürür. Liberal anlayıştaki uygulama ise herşeyi yap , elinden geleni yap özgürsün modeli değildir aslına bakarsak; çünkü adındanda anlaşılacağı üzere liberalizm-özgürlükçü sistem diğer insanlara ve toplumlara saygılı olmalıdır aksi takdirde özgürlüğün diğer tarafı zedelenecektir. Aslında liberalizmin ekonomik modelinin adı kapitalizm olmuş oluyor. Amerika ve Avrupa ülkeleri aynı zamanda Japonya'daki başarısı sistemin yaşama gücünü göstermekle kalmayarak son yıllarda doğu bloğu ülkelerini de etkilemiş ve komünizmin sonunu hazırlamıştır. Dünyanın en gelişmiş ve birdenbire gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman bu model akla yatkın gelebilir ;fakat şunu unutmamak gerekir o ülkelerin kendi içinde uygulamaları vardır yani kapital ekonomi adı altında, fakat farklı nitelikte içerikle beslenmektedir. Ulusalcıdırlar temelde. Peki bu uygulama her ülkede aynı sonucu verir mi? Bu uygulama kapitalizm gelişmiş ve gücünü kanıtlamış ülkelere yarar sağlıyacaktır; çünkü aradaki engel kaldırıldığı zaman büyük balık küçük balığı yiyecektir. Aynı zamanda elinde çok imkan olan az imkanı bulunanı sömürecektir. Bu modellerin sınırsız bir plan izlemesi kendi sonunu hazırlamaktadır görüldüğü gibi. Çoğu kişi onu potansiyel düşman olarak görür. Bu şeytanın insana bakışıdır. Halbuki özgürlük, liberalizm en temel gerçeklerdir. Bu sebeple Kapitalizmde adam olacaktır, evet belki büyük acılardan sonra ama oraya gelindi zaten. Bunun hatları karma ekonomik model denilerek çizilmekte ve Atatürk'ün Türkiye için düşündüğü modelde budur haliyle. Bu karma model ise şartlara ve ülkeye göre şekil değiştirebilir.

Sosyalizmi için, işçi sınıfını diğerleri ile aynı seviyeye getirecek bir oluşum olarak görürler halbuki bunun gerçekliği diğerlerini işçi sınıfının seviyesine çekme gerçekliğidir ve ülkenin baş kısmı kesilmiştir. Halbuki sömürüye karşı olarak halkın kurtuluşu Fransız ihtilali ve Amerika halkının verdiği savaşlarda liberalizm anlayışının etkisiyle olmuştur. O zamanlardan başlamıştır dünyanın gelişmesi..diktatörlük rejimlerinin yıkılması, krallıkların sona ermesi... Osmanlının çöküşünde, Türkiyedeki jön Türkler ve en başta Atatürk olmak üzere bu düşüncelerin sağladığı eğitimde yetişmiş Osmanlı Devletindeki Türk aydınlarıdır. Onlar gibiler Uluslarının bağımsızlık ve özgürlük meşalelerini yakmışlardır. Yine farklı coğrafyalarda ortaya çıkma ve yaşama şansı bulmuş devrimci düşüncelerde yine liberal sistemin sağladığı olanaklardan faydalanarak ve onun etkisiyle oluşmuştur.

Liberalizm doğal hayata ve doğa düzenine benzemektedir, bu sebeple ona sürekli başvurulmalıdır. İnsanın doğadaki diğer canlılardan ayrılan özelliği ise diğerlerini de düşünebilmesi ; yardımlaşma metodu ile gelişmesi ve kendi doğasını bulmasıdır. Gelecek yıllarda bunuda başarmış Uluslar yükselme gösterecektir.

Kapitalizm Amerika, Japonya ve Avrupa ya da gelişmiş ülkeler demektir. Sosyalizm parçalanan ülkeler demektir. Atatürkçülük ise o gelişmiş ülkelerin dahi yanlışlarını yenecek ideoloji demektir. Bu sebeple Atatürk ün çizdiği kurallarla yola çıkmak gerekir. Basmakalıp, kabaca bir ideoloji düzgün bir sistem oluşturamaz bu sebeple liberalizmi işleyerek sunmak gerekir. Çünkü o sadece işlenmesi gereken bir hammaddedir.


yararlandığım kaynaklar:
atam.gov.tr
tr.wikipedia.org/wiki/Liberalizm
tsk.mil.tr/anitkabir/devlet.html
ataturkiye.com/ilkeleri/devletcilik.html
atamizindeyiz.net

21 Ocak 2008 Pazartesi

Liberalizm

Liberalizm, özgürlüğü birincil politik değer olarak ele alan bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır. Liberal kelimesi Latince liber kelimesinden (özgür'den) türemiştir.

Türk Dil Kurumu sözlüğü liberal sözcüğünün Fransızca libéral 'den geldiğini belirtir ve şu anlamları verir:

* Hürriyet ve serbestlikle ilgili.
* Serbest ekonomiden yana olan (kimse, parti vb).
* (mecaz) Hoşgörülü.

18. yüzyıl sonlarından itibaren liberalizm gelişmiş ülkeler için ana ideolojik akımlardan biri haline geldi.

Genel anlamda liberalizm, bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu, din, devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı, düşüncenin serbest bir şekilde dolaştığı, özel teşebbüse olanak sağlayan bir serbest piyasa ekonomisinin olduğu, hukuğun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modeli ve toplumsal hayat düzeni hedefler. Liberal demokrasi olarak adlandırılan bu devlet düzeni, açık ve adil bir seçim sistemi ile birlikte tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu ve fırsat eşitliğine sahip olduğu bir sistem olarak modellenir.

Tüm liberaller bireyin yaşama hakkı, özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel insan haklarını kabul eder ve desteklerler.

Bununla birlikte birçok ülkede modern liberalizm, toplumsal refahın sağlanması açısından, devletin birey özgürlüğü üzerinde minimal bir kısıtlayıcı gücü olmasını savunarak klasik liberalizmden ayrılır.

Özgürlük: Liberalizmin en esaslı noktalarındandır. Bireyin hür olması, istediğini baskıya maruz kalmadan yapmasıdır. Ama bu durum pür özgürlüğe de dönüşebilir. Bu tarz özgürlük negatif bir noktaya yönelmiştir.Liberalizmde bu tür pür özgürlük kabul edilmemektedir. Yani bir bireyin diğerlerinin özgürlüğünü kısıtlamaması gerekir.

Liberal ülkede evinin altından petrol çıkarsa o senindir ve devlet sana onu işletmen için yardım yapar veya bir şekilde paranı kazanırsın. Başka yerde, mesela Türkiye de de öyle, evinin altından petrol çıkarsa evinide alırlar,petrolünüde.. sosyalizm demektir bu.

Liberalizm başıboş bir özgürlük değildir; çünkü yönetim biçimidir, sadece bununla kalmaz aynı zamanda bir sistemdir. Bu sebeplerden ötürü özgürlük(liber) kavramını alıp incelediğimizde ve liberalizmi tüm insanları bütün halinde ele alan bir ideoloji ve sistem olduğunu anladığımızda görürüz ki hem kişisel haklar hem de bütünün haklarını korunur. Bütün bu gerçeklere ideolojiyi oluşturan kavramı ve savunduğu değeri inceleyerek, mantıki çıkarımlar yaparak kolayca ulaşabiliyoruz. Siyasetçiler kendi çıkarları ve siyasi çarpık görüşleri yüzünden ortaya iyi bir sistem koyamadıkları gibi, kavramlarıda eğip bükmekte, çarpıtmaktadırlar. Toplum bu insanlara her zamanki gibi bu konuda da kanmaktadır. En eğitimli olduğunu bildiğiniz hatta aynı değeri savunduğunuz insanlar dahi bu aldanışın içindedir.

Özgürlük anlayışından, kavramından hatta bu kelimeden doğan liberalizm bilinmelidir ki insanın bağımsızlığından başlayarak toplumun bağımsızlığını savunur;bu onun tabii yapısıdır. Eğer ki toplum dışa bağımlı ise bu liberal anlayışa terstir. Aynı şekilde milletin ekonomik özgürlüğü yoksa, dışa bağımlı bir ekonomisi varsa bu toplumda ne liberalizm vardır, ne de liberal yönetici.

Şimdi bizim liberal olan gelişmiş ülkelerden daha yüksek şuurla işlenmiş bir liberal anlayışımızın ve uygulamamızın olabilecek olması vardır ki bunu o ülkeler sağlayamamıştır; yani liberal bir ülke isen yanlız kendi ülkene değil başka ülkelere karşıda sömürüden uzak davranmak zorundasın. Bunu yapamadılar ve bu yanlışları sonucunda ortaya çıkan tersikler ve masraflar onlara milyonlarca dolar kaybetmektedirler ve istikballerini tehlikeye düşürmektedir. Liberalizmin gerçek halini haketmediler; fakat Türk Milleti bu düzeni kuracak kadar sağlam kültür ve beceridedir. Bu olanaklarada sahiptir.

Bir ideoloji olarak liberalizmin kökenleri, kilisenin otoritesine karşı çıkan Rönesans hümanizmine ve Halkın kendi kralını seçmeye yönelik taleplerde bulunduğu, halk egemenliğini kavramının önemli yapıtaşlarından olan 1688 İngiliz devrimine uzanır. Ancak gerçek anlamda "liberal" olarak tanımlanabilir hareketler Aydınlanma çağı sonrası, özellikle İngiliz Whig partisi, Fransız reformu ve Amerika'nın bağımsızlığına yönelik mücadelenin başlangıcına uzanır. Zamanla Amerika dünyanın birincil gücü haline gelir..
...

Türkiye'deki en büyük politik sorunlardan biri Liberalizmin tam olarak ne olduğunun bilinmemesidir.

20 Ocak 2008 Pazar

Atatürk ve Devletçilik - Özgürlük ve Liberalizm

Özgürlük ve Liberalizm nedir?
İkisi aslında aynı sorulardır. Birisi insanın kendi içindeki idare biçimi, diğeri yine insana özgü olan sadece daha fazla insanı kapsayan idare biçimi-yönetim biçimidir.
Özgürlük kavramı çamur halindedir. O ancak insan tarafından biçimlendirilebilecek bir süreçte varolmaktadır.

Aşağıdaki yazıcaklarımı düşünürken ve yazarken Atatürk'ün fikirlerini hep takdir etmiş biri olarak tam bu konuları toparlarken, Onun özgürlük hakkındaki şu fikri daha bir gözüme göründü ve birkez daha Ata'yı saygıyla andım:

Özgürlüğün tanımı,
Özgürlük, insanın düşündüğünü ve dilediğini sınırsız olarak yapabilmesidir. Bu tarif, özgürlük kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü herkesçe bilinir ki insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi de sınırsız özgür değildir, evrenin yasalarına bağlıdır. Bu sebeple, insan ilk önce, doğa içinde, doğanın yasalarına, şartlarına, sebeplerine, etkenlerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. însan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların esiridir. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 450).
...........

Liberal bir hayatın koyduğu kanunlar içerisinde yaşıyoruz. Ama hayatta yerçekimi kanunu gibi hertürlü kanun işlemektedir; iki kere iki hep 4 çıkmaktadır.
Laf ebeliği yapanların dışında herkes bunu görür. Yasalarda böyle işlemeli, herkes aynı düzenin içinde yaşamalıdır; yani düzen bozulmamalıdır.. Atatürk'ün dediği gibi özgürlük anlayışına bağlı olan düşünceler beslenmeye ve geliştirilmeye muhtaçtır.
............
- Bir düşünceyi onaylarsınız ve bir bakarsınız ki tarihteki büyük şahsiyetler veya Atatürk'te aynısını söylemiş ve bu defalarca olursa görürsünüz ki Onu en iyi anlayanlardansınız. Böyle zamanlarda ufuk o kadar parlak görülür ki hiçbir kınayanın kınamasına aldırmazsınız; çünkü seçtiğiniz bir yolda yürürken o yolun doğru yol olduğunu görmek, büyük insanların kemiklerini o yollarda görmek ne büyük bir duygudur? Bu sebeple Atatürk'ün dediği gibi ''doğruyu söylemekten korkmayınız. '' Unutmayın ki mutlaka savunduğunuz görüşü daha iyi olana çekecek bir yol vardır.

Devletçilik ve Atatürk:
Atatürkçü düşüncenin devletçilik ilkesi, Kurtuluş Savaşı'ndan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra, memleketin en kısa zamanda kalkınması sürecinde, özellikle ekonomik alanda bireylerin yapamayacağı bazı işleri devletin üzerine alması esasına dayanır.
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=FikirDusunceler&IcerikNo=18

- - Atatürk milletin üretimine önayak olmuştur. Millet yaşam standardını yükseltmek için hayat mücadelesinde özgün, hür ve girişken tavır takınabilmelidir. Bu milletin kendi elinde olan kuruluşlar ile mümkündür. O vakitlerde bunu yapabilmek için girişimlere destek ve önayak olunmuştur. O zamanlar özelleştirme ile ilgili bir uygulama olamayışı özelleştirilecek kuruluşların olmaması ve yeni kurulanların çok iyi işliyor olmasıydı. Özelleştirme varolan bir kuruluşun halka devredilmesidir; fakat bu satış işleri yabancılara olursa bu ekonomiyi uzun vadede zaafa uğratır ve dışa bağımlı bir ülke konumuna düşürür. Yavaş yavaş ülke başkalarının piyonu haline dönüşür.

Peki özelleştirmenin ve özgürlüklerin en üst seviyede yaşandığı güçlü bir ülke olan Amerika ne alemdedir. Amerika tekelci değil bilindiği gibi liberaldir. Peki bu kadar korkulan ''kuruluşları halka devretme'' politikası Amerika'ya zarar vermek yerine nasıl yükseltmiştir. Bu olayı anlaşılır bir dilde sade ve gerçekçi boyutlarıyla anlamak ve analiz etmek istiyorsanız. Aşağıdaki yazıları okumalısınız; çünkü insanlar genelde karmaşık ve öcüden kaçar gibi yazılar yazmakta oldukları için, çamur atılmış düşüncelerdeki kirlenen kurtuluş yolları kapatılıyor. Beceriksizliklerini ve cahilliklerini örtmeye çalışan basma kalıp fikirsizlik orduları düşmanına düşmanlık yapamamakta ve bu durum, Atatürk ü gerçekten anlayanları çıldırtırcasına düşündürmektedir.

Amerika nın büyük bir ülke olmasındaki ilk başta gelen unsur:.(okuyun ve okutun)
Üretimin her çeşidinin ellerinde bulunmasıdır. Gerek hammadde gerek işleme konusunda ihtiyaç yelpazesinin üretimini geniş tutmuştur ki dışa bağımlı bir ekonomileri olmasın. İşte burası çok önemldir; çünkü Amerika ekonomik buhranını bu şekilde atlatmıştır. Günü gelmiştir teknolojik gelişmelerdeki ilerlemeler bütün dünyaya ihraç edilerek çok kazanç sağlanmıştır. Ülkelerin talepleri artmış ve ekonomi birden büyük bir ivme ile yükselmiştir. Amerika bildiğimiz gibi dışa bağımlı oldukları ürünlerin sahiplerini ve o ürünü havadan karadan ve birçok yoldan ele geçirmek ister; ordaki özelleştirmeci ekonomi bu iradeyi gösterdiğinden yükselmiştir; yani Amerika nın tutumu devletçilik anlayışı budur. Üretimi kendisi yapmak ister. Hammaddeyi kendisi işler. Gücü budur.. böyle bir ekonomiye sahip olmak istemezmisiniz? İsterseniz okumaya devam edin, bazı göze görünmeyen atlanılan konuları açıklamak gerekir. Unutmayın burda basitçe anlatılan herşey çok büyük bir değerdedir. Şeytan ayrıntıda gizlidir. Boyun eğmeyen bir ekonomiye sahip olmak gerekir. Hele Türkiye gibi bir yerde yaşayan halk için başka türlüsü zulümdür.

Güçlü ekonomiye ve yaşam standartlarına sahip ülkelerin temel özellikleri şunlardır:

1. DÜZEN
2. ÜRETİM YELPAZESİNDEKİ ÇEŞİTLİLİK
3. ÖZGÜRLÜK ve DENETİM
4. YASALAR ve İŞLEYİŞİ
5.ULUSALCILIĞA Önem vermek.
devletcilik.blogspot.com
Hayat bunlardan örülüdür arkadaşlar. Dünyada bir düzen vardır. Bunun çökmemesi için, en üstün ve kaliteli, ilim sahibi elemanların dünyanın kontrolünü sağlayan en üst makam neresi ise orada olması gerekir. Şu anki makam devlettir. O halde oraya özen göstermek gerekir. Bu düzenin sürekliliğini ise yüksek şuurla oluşturulmuş sözünü dinleten kanunlarla sağlamak gerekir.

Sokaklarınızı yollarınızı düzenli ve en iyi işler halde hazırlayın. Gerekiyorsa yıkılması gerekenleri anında yıkın ama bu yıkım devrim niteliğinde olmalı kökten, temelden.. Bunun sonucunda oluşan düzen insan psikolojisinide düzeltmektedir.. Bir kralın hikayesi vardır diktiği kendine benzer dik duruşlu bir heykele baka baka kendi kamburunu ve ruhunu değiştirmiştir. Kalite ve nitelik hangi üründeyse o ürünü diğerlerine tercih edin.

Ürettiğiniz ürünler ne kadar çeşitli ve sınır tanımaz olursa , birbirini destekleyen ürünleriniz artar; iş veren artar. Yaşam kalitesi artar.

Amerika şöyle düşünmüştür; şu eğitimi verdiğimiz, şu dallarda öğrenci yetiştirdiğimiz zaman bunlar iş yapabilecekler mi?... o halde olanaklı olanları yetiştirelim:Hayır!! bunu yapmadılar, tam aksine sayısız eğitim birimleri fakülte değişik niteliklerde birçok okul kurdular. Halkın egemenliğindeki ülkede yetişen bu elemanlar kendi dünyalarını yarattılar. Sınırsızca üretilen ürünler ve yeni kuruluşlar onlara yardımcı oldu birbirini besleyen bu ağlar sağlam bir sistem yarattı.

Amerika da özgürlük vardır; haliyle bunu devlet politikası olan liberal sistem destekler. Hatta özgürlüğün anıtını dikerler. Fakat ülkeye zarar verecek oluşumları sustururlar;yok ederler. Özgürlüğü iyi anlamışlardır, özgürlük herşeyi yapabilmek değildir. Özgürlük ancak doğru olanların yaşanması ile mümkündür. İnsani değerlere saygılı bir ortamda gelişme gösterir. Varlıklar kendi yaratılış düzenine uyan seçenekleri bulduklarında özgürdürler. İnsanlar bu sebeple başka türlü hür bir ülkede dahi esir gibi yaşayabilmektedir. Devlet onların hakkını kendi tekelinde çürütür. Halbuki kurumların görevleri vardır;ama herşey devletin görevi değildir. Herşeyde olmak devletin görevidir ama herşey olarak değil ;çünkü bunu yapamaz. Devletin asli görevi milletin güvenliğini sağlamak ve ona yardımcı olmaktır. Devleti baba , milleti çocuk olarak düşünürsek bazı şeyler daha iyi anlaşılacaktır. Millete küçük çocuk muamelesi yapan devletler onlara verdiklerini zannedikleri halde, aslında sadece milleti küçük ve dışa bağımlı bırakmışlardır. Nasıl ki sürekli anne-babasının denetimindeki ve baskısındaki çocuk gelişme gösteremez ise insani değerlere özgü olan devlet mekanizmasıda buna benzer sonuç olarak, halk kendi yolunu çizemez duruma gelir. Bir yandan halkın isteklerini yerine getiremeyen devlet, diğer yandan halkın kendisinin ihtiyaçlarını eline alıp üretim yapmasını engelleyen yine aynı tekelci devlettir.

Unutmayın milletin değerlerine uygun hareket eden değerlerini koruyan bir devlet olduktan sonra gerisi millete kalmış bir iştir. Milleti yasalarla koruyan ve ona gardiyan değil arkadaş olan bir devlet olduktan sonra, nitelikli bir ulus için dünyada yapamayacak şey yoktur.

Ekonomi Alanında Uygulanan Sistem:
Şu an dünyada ne liberalizmin ne de sosyalizmin tek başına iktidar olmasıyla bir sonuç alınamadığı anlaşılmıştır. Karma bir ekonomi ve devet mekanizması vardır ama karma demek karmaşık demek değildir tabiki. Karmaşıklık hepsinde vardır. Önemli olan formulü bulmak: Sistemi oturtmaktır yani. Ekonomide en iyi işleyen sistem halka ait özel kuruluşların çok ve çeşitli olduğu Amerikan sistemidir. Liberal bir ülkedir teoride ve tam liberalizm hertürlü düşüncedeki insan için teoride mükemmeldir ;ama uygulamada çöker lafı vardır. Orda uygulananda budur aslında, özgürlükçüdür Amerika ama zararlı bir hareketinde o oluşumun veya insanın özgürlüğünün bir cezasıda vardır. Devlete ve ulusa zarar verecek unsurları temizlerler. Böylede olması gerekir; çünkü dünyada tekel bir özgürlük yoktur, birliktelik halinde yaşanılan bir özgürlük vardır. İnsan birliktelik halinde yaşayabilecek bir canlıdır, yaratılışı böyledir ve böyle bir düzende özgürdür ancak .. kendi bunu anlamamış olsa dahi.. O özgürlüğünü diğer insanlarla olan kusursuz ilişkileri halinde kazanacaktır. Birlikte yaşanılan düzene zarar verecek oluşumların özgürlük adı altında yapılması veya öyle görünmesi birşeyi değiştirmez. Eğer ki bir ülkenin istiklalini veya insanların geleceğini tehlikeye atacak bir oluşum var ise onu ortadan kaldırmak Özgürlük adına atılmış en büyük adımdır. Ama bunun ne olduğunu bilmek gerekir bize göre Türk insanı insanlığa faydalıdır veya İslam dini.. Fakat başkasının düşüncesinde bu böyle olmayabilir. Bunun için çözüm elbette ki Cumuriyet biçiminin içindedir. İnsanlar egmenliğin kendisinde olduğu bir yönetimde, istediğini seçer. Sonra akıl ve bilimin önderliğinde atılan adımlar en iyi sonucu getirecektir insanlığa.
Bu anlamda özgürlüğü düşündüğümüz takdirde fazla görünmeyen kendini gizleyen bir gerçeği görmüş olacağız: Amerika aslında gerçekten Liberalizmin tam yaşandığı bir ülkedir. Bunun tam görünememesi veya uygulanmak istenmemesi, anlayış ve uygulama meselesidir. Sen başkasına zararlı bir politika izliyorsan bu özgürlük değildir; ortada yine özgürlük karşıtı bir durum var demektir. Yani herkesin anladığı şekilde her türlü kötülüğü yapabildiğin dünya liberallik değil özgürlük değildir işte bu anlayış özgürlüktür ve bu anlayıştır özgürlüğe kavuşturan. İhtiyaçların karşılanmaması ve kısıtlı hayat standartlarında yaşamak, seçim imkanının azlığı; özgürlüğün kısıtlı yaşanmasıdır. Bunun için insanlar özgürlüğe koşarlar, bu diyarlara, ülkelere.. bu anlayışla kurulmuş olan Amerika, Fransız İhtilalini yaratan nedendir. Kimse Amerika'ya gitmeye can atmıyor aslında mecbur kalıyorlar. İnsanlar Amerika örneğine koşmuşlardır. Birliğe, beraberliğe ve çeşitliliğin içerisindeki bütünlüğe.. Özgürlüğe..

Özgürlüğün tanımı,
Özgürlük, insanın düşündüğünü ve dilediğini sınırsız olarak yapabilmesidir. Bu tarif, özgürlük kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü herkesçe bilinir ki insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi de sınırsız özgür değildir, evrenin yasalarına bağlıdır. Bu sebeple, insan ilk önce, doğa içinde, doğanın yasalarına, şartlarına, sebeplerine, etkenlerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. însan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların esiridir. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 450)

Liberal bir hayatın koyduğu kanunlar içerisinde yaşıyoruz. Ama hayatta yerçekimi kanunu gibi hertürlü kanun işlemektedir; iki kere iki hep 4 çıkmaktadır.
Laf ebeliği yapanların dışında herkes bunu görür. Yasalarda böyle işlemeli, herkes aynı düzenin içinde yaşamalıdır; yani düzen bozulmamalıdır. Atatürk'ün dediği gibi özgürlük anlayışına bağlı olan düşünceler beslenmeye ve geliştirilmeye muhtaçtır.

Söz konusu olan özgürlük, toplumsal ve uygar insan özgürlüğüdür. Bu nedenle bireysel özgürlüğü düşünürken, her bireyin ve nihayet bütün milletin ortak yararı ve devlet varlığı gözönünde bulundurulmak gerekir. Diğerinin hak ve özgürlüğü ve milletin ortak yararı, bireysel özgürlüğü sınırlar. Çağdaş demokraside bireysel özgürlükler, özel bir değer ve önem almıştır; artık bireysel özgürlüklere devletin ve hiç kimsenin karışması söz konusu değildir. Ancak, bu kadar
yüksek ve değerli olan bireysel özgürlüğün, uygar ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, özgürlük kelimesinin sınırsız şekilde düşünülebilen anlamıyla anlaşılmaz.

Bireysel özgürlüğü sınırlama, devletin de âdeta esası ve görevidir. Çünkü, devlet bireysel özgürlüğü temin eden bir kuruluş olmakla beraber, aynı zamanda bütün hususî faaliyetleri, umumî ve millî amaçlar için birleştirmekle görevlidir. "Özgürlük, başkasına zararı dokunmayacak her türlü tasarrufta bulunmaktır" denildiği zaman vatandaş özgürlüğünün, yalnız bunun amaç olduğu, devletin bu amacı temin için bir vasıta sayıldığı ifade edilmiş olur. Fakat bu vasıtadır ki, milletin genel yararını ve amacını koruyacaktır.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.278)

Vatandaşlar bilmelidir ki, vicdanî ve fikrî özgürlük vardır; fakat nihayet bunlar sınırsız değildir. Bireysel özgürlük karşısında bireylerin hepsinin kurduğu, dayandığı bir devlet, devletin de yönetimi, egemenliği vardır. Bireylerin özgürlüğünü korumakla görevli olan insanların, diğer taraftan devletin de irade ve egemenliğinin felçli bir hale gelmemesine çok dikkat etmeleri gerekir. Bireylerin özgürlüğü, devletin egemenlik ve iradesinin korunmasına bağlıdır. Devlet yönetimi felç olursa bireylerin özgürlüğünü koruyacak hiçbir kuvvet ve vasıta kalmaz. Bu nedenle özgürlüğü yalnız bir taraflı değil, her iki taraflı düşünmek gerekir.

Özgürlük olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.
1906 (Atatürk'ün S.D.II, s.1 )

Özgürlükten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930 (Asım Us, Hatıra Notları, s.21) Burdada Ata nın baskıcı rejimlere atıf yaptığını görüyoruz.

Özgürlük, Türk'ün yaşamıdır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s.464) Buradan da bizim yolumuzun bu olduğunu görüyoruz.

Yazgısını, kendini zincire vuran kişilere terk eden milletler, o kişilerin keyif ve arzularına oyuncak olmaya karar vermiş, bunu kabullenmiş sayılırlar. Bu türlü milletler, talihlerini ellerine bıraktığı insanlar başarı kazandıkça o in
sanların daha kuvvetli baskısı altında kalırlar. Başarı kazanmazlarsa felâket, yok olma yalnız o insanlara değil, onlara bağlı olan topluma gelir. O halde her iki olasılıkta da böyle bir millet, felâketle karşı karşıyadır ve bu kötü sonuca varması kaçınılmazdır.
1922 (Atatürk'ün s.D.11, s. 27)

...

Atatürkçü devletçilik anlayışı herhangi bir doktrine bağlı olmaksızın, bizim o dönem gereksinimlerimizden doğmuş bir ilkeyi simgeler. Bu ilkenin, her ekonomik faaliyeti yalnız devletin uğraşı alanı sayan düşünüş ve yollarla hiçbir ilgisi yoktur. Tam tersine, kişisel girişim ve faaliyet, uygulamada ekonomik ilerlemenin esas kaynağı olarak kabul ediliyordu.

Atatürk, devletçilik ilkesini şu şekilde açıklamaktadır: "Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemi, on dokuzuncu yüzyıldan beri SOSYALİZM kuramcılarının ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin gereksinimlerinden doğmuş, Türkiye'ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Bireylerin özel girişimlerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün gereksinimlerini ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında yüzyıllardan beri bireysel ve özel girişimlerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmayı başardı.

Bizim izlediğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizm'den başka bir yoldur"
Görülüyor ki Atatürkçü devletçilik anlayışı, kalkınma sürecinde olan Türkiye'nin ekonomi siyasetinde devleti, yapıcı ve yönetici olduğu kadar düzenleyici bir unsur kabul etmektedir. Bu anlayışta devletin müdahalesinden çok, ekonomiyi birey ve devlet el ele geliştirmek, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındır hale getirmek için milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devleti ilgili kılmak söz konusudur. Kalkınma süreci içinde durum ve şartlara göre, bireysel girişimin yanı sıra kamu yararının söz konusu olduğu alanlarda devlete de görev yükleyen Atatürkçü devletçilik ilkesi, ekonomik alanda "karma ekonomi" kavramıyla ifade edilebilir.

Ekonomik kalkınmada alt yapı oluştuktan, özel sektörün malî yönden girişim imkânları geliştikten sonra, devlet zorunlu olarak ekonomik müdahale ve faaliyetlerini sınırlayacak, bu girişim ve faaliyetleri özel sektöre ve rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisine bırakacaktır.


Atatürk: ''Devletçiliğin bizce anlamı şudur'':
Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)

Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)

Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir.(1937)


Atatürk devletçilikle devleti, ekonomik hayatı destekleyen bir güç olarak düşünmüştür. Devlet yatırımcıya, üreticiye, dağıtımcıya, tüketiciye yön vermek ve bu tür konuları denetlemekle yükümlüdür.

Atatürk, devletçiliği tamamıyla demokrasi ve hürriyet rejimi içinde değerlendirmiş, devletin iktisadî sahada rehberliğini ön plânda tutmuştur. Ancak bu rehberlik her şeyi devlet yapar anlamında değildir. Türkiye'de devletçilik,karma ekonomi şeklinde gelişme göstermiştir. Karma ekonomi devlet işletmeciliği ile özel teşebbüsün bir arada bulunması demektir. Ancak bu anlayış ekonomide katı bir devletçiliğin uygulanmasını ifade etmez.


Zulüm, uygarlıkla uyuşamaz. Yeteneksizlik de affa lâyık bir şey olamaz. Çünkü, milletler işgal ettikleri toprağın gerçek sahibi olmakla beraber insanlığın vekilleri olarak da o toprakta bulunurlar. O toprağın servet kaynaklarından hem kendileri yararlanırlar ve dolayısıyla bütün insanlığı yararlandırmakla görevlidirler. Bu ilkeye göre, bundan âciz olan milletlerin yaşama ve bağımsızlık hakkına lâyık olamaması
gerekir. 1920 (Nutuk III, s. 1182)

_____________________
Birey-Toplum

Bizi koruyan,refah içinde yaşatan, toplumdur. Bu sebeple topluma önem vermek, onu kuvvetlendirmek ve yaşatmak gerekir. Bunun için her türlü gelişme, huzur ve güven kaynağı toplumdur.En iyi bireyler, kendinden çok bağlı olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına yaşamını veren insanlardır.1930
1932 (Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 305)
İnsanlar, dünya yüzünde insan sıfatını aldıkları, tarihten önceki zamandan bugüne kadar, yalnız yaşayamayan ve kesinlikle topluluk halinde yaşamak doğal yazgısında yaratılmış olduklarını bilmelidirler.

Bir millet, bir memleket için kurtuluş, esenlik ve başarı istiyorsak bunu yalnız bir kişiden hiçbir zaman istememeliyiz. Umumî kurtuluşu, gene umumî gayret temin eder ve bir millet, bir toplum yalnız bir bireyin gayretiyle bir adım bile atamaz.
(M. Turhan Tan, Ata Sözü, En Büyük Kaybımız, s. 93 - 94)

Bütün insanlar, bir toplumsal vücudun parçalarıdır ve bu sebeple birbirine bağlıdır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk 'ün El Yazıları.s. 522)

Başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize de kötülüktür. Bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak gerekir. Yaptığımız işler, etrafımızda sevinçler veya acılar halinde yankılar uyandırır; bu hal bize vicdan görevleri duyurur. Bağlılık, bizi başkaları için hoşgörülü yapar. Çünkü, başkalarının kusurlarında bizim de istemeyerek ekseriya beraber suçlu olduğumuzu gösterir.

Özetle, bağlılık, "herkes, kendi için" yerine "herkes, herkes için" düşüncesini koyar. Bu düşünce toplumsaldır, millîdir, geniş ve yüksek anlamıyla insancadır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yanları,s. 73; 529-531)


Toplum bireyleri arasında hoşgörü (Atatürk'ün sözü)
Çeşitli inanışta kimseler, birbirlerine kin, nefret besliyorlarsa, birbirlerini hor görüyorlara ve hatta sadece birbirlerine acıyorlarsa, bu gibi kimselerde hoşgörü yoktur; bunlar
bağnazdırlar. Hoşgörü o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdanî inanışlarına karşı, hiçbir kin duymaz; tam tersine saygı gösterir. Hiç olmazsa, başkalarının, kendininkine uymayan inanışlarını bilmemezlikten, duymamazlıktan gelir. Hoşgörü budur. Fakat, gerçeği söylemek gerekirse diyebiliriz ki, özgürlüğü özgürlük için sevenler, hoşgörü kelimesinin ne demek olduğunu anlayanlar, bütün dünyada pek azdır. Her yerde genel olarak geçerli olan bağnazlıktır. Her yerde görülebilen barış görünümünün temeli, bağnazlık ile özgür fikrin, birbirine karşı kin ve nefreti üstündedir. Temelin devrilmemesi, kin ve nefret zeminindeki dengeyi tutan fazla kuvvet sayesindedir. Bu söylediklerimizden şu sonuç çıkar ki, aramızda, özgürlük engellerinin ortadan kalktığına, bizim gibi düşünen ve hissedenlerle birlikte yaşadığımıza karar vermek güçtür. O halde görülen, hoşgörü değil, zaafın dermansız bıraktığı bağnazlıktır.Şüphesiz, fikirlerin, inançların başka başka olmasından, şikâyet etmemek gerekir. Çünkü, bütün fikirler ve inançlar, bir noktada birleştiği takdirde, bu hareketsizlik belirtisidir, ölüm işaretidir. Böyle bir hal elbette arzu edilmez. Bunun içindir ki gerçek özgürlükçüler, hoşgörünün yaradılıştan bir özellik olmasını temenni ederler.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları s. 509-512)
...........................

Akıl, bilim ve teknoloji rehber alınmadıkça, onların kuralları ve yöntemleri benimsenmedikçe hiçbir alanda ilerlemekten söz edilemez. Onun içindir ki Atatürk:

'Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meş'ale pozitif bilimdir." direktifiyle bize yolumuzu göstermiş bulunmaktadır.
____________________________________________

Atatürk'ün sözlerinden,

- Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
- Doğruyu söylemekten korkmayınız.
- Geldikleri gibi giderler.

kendi fikirlerimi katarak yararlandığım kaynaklar:
atam.gov.tr
atamer.sakarya.edu.tr
ataturk.net
ataturk.com
mebnet.net/ataturk/ilkeler.htm