Özgürlük ve Liberalizm nedir?
İkisi aslında aynı sorulardır. Birisi insanın kendi içindeki idare biçimi, diğeri yine insana özgü olan sadece daha fazla insanı kapsayan idare biçimi-yönetim biçimidir.
Özgürlük kavramı çamur halindedir. O ancak insan tarafından biçimlendirilebilecek bir süreçte varolmaktadır.
Aşağıdaki yazıcaklarımı düşünürken ve yazarken Atatürk'ün fikirlerini hep takdir etmiş biri olarak tam bu konuları toparlarken, Onun özgürlük hakkındaki şu fikri daha bir gözüme göründü ve birkez daha Ata'yı saygıyla andım:
Özgürlüğün tanımı,
Özgürlük, insanın düşündüğünü ve dilediğini sınırsız olarak yapabilmesidir. Bu tarif, özgürlük kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü herkesçe bilinir ki insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi de sınırsız özgür değildir, evrenin yasalarına bağlıdır. Bu sebeple, insan ilk önce, doğa içinde, doğanın yasalarına, şartlarına, sebeplerine, etkenlerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. însan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların esiridir. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 450).
...........
Liberal bir hayatın koyduğu kanunlar içerisinde yaşıyoruz. Ama hayatta yerçekimi kanunu gibi hertürlü kanun işlemektedir; iki kere iki hep 4 çıkmaktadır.
Laf ebeliği yapanların dışında herkes bunu görür. Yasalarda böyle işlemeli, herkes aynı düzenin içinde yaşamalıdır; yani düzen bozulmamalıdır.. Atatürk'ün dediği gibi özgürlük anlayışına bağlı olan düşünceler beslenmeye ve geliştirilmeye muhtaçtır.
............
- Bir düşünceyi onaylarsınız ve bir bakarsınız ki tarihteki büyük şahsiyetler veya Atatürk'te aynısını söylemiş ve bu defalarca olursa görürsünüz ki Onu en iyi anlayanlardansınız. Böyle zamanlarda ufuk o kadar parlak görülür ki hiçbir kınayanın kınamasına aldırmazsınız; çünkü seçtiğiniz bir yolda yürürken o yolun doğru yol olduğunu görmek, büyük insanların kemiklerini o yollarda görmek ne büyük bir duygudur? Bu sebeple Atatürk'ün dediği gibi ''doğruyu söylemekten korkmayınız. '' Unutmayın ki mutlaka savunduğunuz görüşü daha iyi olana çekecek bir yol vardır.
Devletçilik ve Atatürk:
Atatürkçü düşüncenin devletçilik ilkesi, Kurtuluş Savaşı'ndan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra, memleketin en kısa zamanda kalkınması sürecinde, özellikle ekonomik alanda bireylerin yapamayacağı bazı işleri devletin üzerine alması esasına dayanır.
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=FikirDusunceler&IcerikNo=18
- - Atatürk milletin üretimine önayak olmuştur. Millet yaşam standardını yükseltmek için hayat mücadelesinde özgün, hür ve girişken tavır takınabilmelidir. Bu milletin kendi elinde olan kuruluşlar ile mümkündür. O vakitlerde bunu yapabilmek için girişimlere destek ve önayak olunmuştur. O zamanlar özelleştirme ile ilgili bir uygulama olamayışı özelleştirilecek kuruluşların olmaması ve yeni kurulanların çok iyi işliyor olmasıydı. Özelleştirme varolan bir kuruluşun halka devredilmesidir; fakat bu satış işleri yabancılara olursa bu ekonomiyi uzun vadede zaafa uğratır ve dışa bağımlı bir ülke konumuna düşürür. Yavaş yavaş ülke başkalarının piyonu haline dönüşür.
Peki özelleştirmenin ve özgürlüklerin en üst seviyede yaşandığı güçlü bir ülke olan Amerika ne alemdedir. Amerika tekelci değil bilindiği gibi liberaldir. Peki bu kadar korkulan ''kuruluşları halka devretme'' politikası Amerika'ya zarar vermek yerine nasıl yükseltmiştir. Bu olayı anlaşılır bir dilde sade ve gerçekçi boyutlarıyla anlamak ve analiz etmek istiyorsanız. Aşağıdaki yazıları okumalısınız; çünkü insanlar genelde karmaşık ve öcüden kaçar gibi yazılar yazmakta oldukları için, çamur atılmış düşüncelerdeki kirlenen kurtuluş yolları kapatılıyor. Beceriksizliklerini ve cahilliklerini örtmeye çalışan basma kalıp fikirsizlik orduları düşmanına düşmanlık yapamamakta ve bu durum, Atatürk ü gerçekten anlayanları çıldırtırcasına düşündürmektedir.
Amerika nın büyük bir ülke olmasındaki ilk başta gelen unsur:.(okuyun ve okutun)
Üretimin her çeşidinin ellerinde bulunmasıdır. Gerek hammadde gerek işleme konusunda ihtiyaç yelpazesinin üretimini geniş tutmuştur ki dışa bağımlı bir ekonomileri olmasın. İşte burası çok önemldir; çünkü Amerika ekonomik buhranını bu şekilde atlatmıştır. Günü gelmiştir teknolojik gelişmelerdeki ilerlemeler bütün dünyaya ihraç edilerek çok kazanç sağlanmıştır. Ülkelerin talepleri artmış ve ekonomi birden büyük bir ivme ile yükselmiştir. Amerika bildiğimiz gibi dışa bağımlı oldukları ürünlerin sahiplerini ve o ürünü havadan karadan ve birçok yoldan ele geçirmek ister; ordaki özelleştirmeci ekonomi bu iradeyi gösterdiğinden yükselmiştir; yani Amerika nın tutumu devletçilik anlayışı budur. Üretimi kendisi yapmak ister. Hammaddeyi kendisi işler. Gücü budur.. böyle bir ekonomiye sahip olmak istemezmisiniz? İsterseniz okumaya devam edin, bazı göze görünmeyen atlanılan konuları açıklamak gerekir. Unutmayın burda basitçe anlatılan herşey çok büyük bir değerdedir. Şeytan ayrıntıda gizlidir. Boyun eğmeyen bir ekonomiye sahip olmak gerekir. Hele Türkiye gibi bir yerde yaşayan halk için başka türlüsü zulümdür.
Güçlü ekonomiye ve yaşam standartlarına sahip ülkelerin temel özellikleri şunlardır:
1. DÜZEN
2. ÜRETİM YELPAZESİNDEKİ ÇEŞİTLİLİK
3. ÖZGÜRLÜK ve DENETİM
4. YASALAR ve İŞLEYİŞİ
5.ULUSALCILIĞA Önem vermek.
devletcilik.blogspot.com
Hayat bunlardan örülüdür arkadaşlar. Dünyada bir düzen vardır. Bunun çökmemesi için, en üstün ve kaliteli, ilim sahibi elemanların dünyanın kontrolünü sağlayan en üst makam neresi ise orada olması gerekir. Şu anki makam devlettir. O halde oraya özen göstermek gerekir. Bu düzenin sürekliliğini ise yüksek şuurla oluşturulmuş sözünü dinleten kanunlarla sağlamak gerekir.
Sokaklarınızı yollarınızı düzenli ve en iyi işler halde hazırlayın. Gerekiyorsa yıkılması gerekenleri anında yıkın ama bu yıkım devrim niteliğinde olmalı kökten, temelden.. Bunun sonucunda oluşan düzen insan psikolojisinide düzeltmektedir.. Bir kralın hikayesi vardır diktiği kendine benzer dik duruşlu bir heykele baka baka kendi kamburunu ve ruhunu değiştirmiştir. Kalite ve nitelik hangi üründeyse o ürünü diğerlerine tercih edin.
Ürettiğiniz ürünler ne kadar çeşitli ve sınır tanımaz olursa , birbirini destekleyen ürünleriniz artar; iş veren artar. Yaşam kalitesi artar.
Amerika şöyle düşünmüştür; şu eğitimi verdiğimiz, şu dallarda öğrenci yetiştirdiğimiz zaman bunlar iş yapabilecekler mi?... o halde olanaklı olanları yetiştirelim:Hayır!! bunu yapmadılar, tam aksine sayısız eğitim birimleri fakülte değişik niteliklerde birçok okul kurdular. Halkın egemenliğindeki ülkede yetişen bu elemanlar kendi dünyalarını yarattılar. Sınırsızca üretilen ürünler ve yeni kuruluşlar onlara yardımcı oldu birbirini besleyen bu ağlar sağlam bir sistem yarattı.
Amerika da özgürlük vardır; haliyle bunu devlet politikası olan liberal sistem destekler. Hatta özgürlüğün anıtını dikerler. Fakat ülkeye zarar verecek oluşumları sustururlar;yok ederler. Özgürlüğü iyi anlamışlardır, özgürlük herşeyi yapabilmek değildir. Özgürlük ancak doğru olanların yaşanması ile mümkündür. İnsani değerlere saygılı bir ortamda gelişme gösterir. Varlıklar kendi yaratılış düzenine uyan seçenekleri bulduklarında özgürdürler. İnsanlar bu sebeple başka türlü hür bir ülkede dahi esir gibi yaşayabilmektedir. Devlet onların hakkını kendi tekelinde çürütür. Halbuki kurumların görevleri vardır;ama herşey devletin görevi değildir. Herşeyde olmak devletin görevidir ama herşey olarak değil ;çünkü bunu yapamaz. Devletin asli görevi milletin güvenliğini sağlamak ve ona yardımcı olmaktır. Devleti baba , milleti çocuk olarak düşünürsek bazı şeyler daha iyi anlaşılacaktır. Millete küçük çocuk muamelesi yapan devletler onlara verdiklerini zannedikleri halde, aslında sadece milleti küçük ve dışa bağımlı bırakmışlardır. Nasıl ki sürekli anne-babasının denetimindeki ve baskısındaki çocuk gelişme gösteremez ise insani değerlere özgü olan devlet mekanizmasıda buna benzer sonuç olarak, halk kendi yolunu çizemez duruma gelir. Bir yandan halkın isteklerini yerine getiremeyen devlet, diğer yandan halkın kendisinin ihtiyaçlarını eline alıp üretim yapmasını engelleyen yine aynı tekelci devlettir.
Unutmayın milletin değerlerine uygun hareket eden değerlerini koruyan bir devlet olduktan sonra gerisi millete kalmış bir iştir. Milleti yasalarla koruyan ve ona gardiyan değil arkadaş olan bir devlet olduktan sonra, nitelikli bir ulus için dünyada yapamayacak şey yoktur.
Ekonomi Alanında Uygulanan Sistem:
Şu an dünyada ne liberalizmin ne de sosyalizmin tek başına iktidar olmasıyla bir sonuç alınamadığı anlaşılmıştır. Karma bir ekonomi ve devet mekanizması vardır ama karma demek karmaşık demek değildir tabiki. Karmaşıklık hepsinde vardır. Önemli olan formulü bulmak: Sistemi oturtmaktır yani. Ekonomide en iyi işleyen sistem halka ait özel kuruluşların çok ve çeşitli olduğu Amerikan sistemidir. Liberal bir ülkedir teoride ve tam liberalizm hertürlü düşüncedeki insan için teoride mükemmeldir ;ama uygulamada çöker lafı vardır. Orda uygulananda budur aslında, özgürlükçüdür Amerika ama zararlı bir hareketinde o oluşumun veya insanın özgürlüğünün bir cezasıda vardır. Devlete ve ulusa zarar verecek unsurları temizlerler. Böylede olması gerekir; çünkü dünyada tekel bir özgürlük yoktur, birliktelik halinde yaşanılan bir özgürlük vardır. İnsan birliktelik halinde yaşayabilecek bir canlıdır, yaratılışı böyledir ve böyle bir düzende özgürdür ancak .. kendi bunu anlamamış olsa dahi.. O özgürlüğünü diğer insanlarla olan kusursuz ilişkileri halinde kazanacaktır. Birlikte yaşanılan düzene zarar verecek oluşumların özgürlük adı altında yapılması veya öyle görünmesi birşeyi değiştirmez. Eğer ki bir ülkenin istiklalini veya insanların geleceğini tehlikeye atacak bir oluşum var ise onu ortadan kaldırmak Özgürlük adına atılmış en büyük adımdır. Ama bunun ne olduğunu bilmek gerekir bize göre Türk insanı insanlığa faydalıdır veya İslam dini.. Fakat başkasının düşüncesinde bu böyle olmayabilir. Bunun için çözüm elbette ki Cumuriyet biçiminin içindedir. İnsanlar egmenliğin kendisinde olduğu bir yönetimde, istediğini seçer. Sonra akıl ve bilimin önderliğinde atılan adımlar en iyi sonucu getirecektir insanlığa.
Bu anlamda özgürlüğü düşündüğümüz takdirde fazla görünmeyen kendini gizleyen bir gerçeği görmüş olacağız: Amerika aslında gerçekten Liberalizmin tam yaşandığı bir ülkedir. Bunun tam görünememesi veya uygulanmak istenmemesi, anlayış ve uygulama meselesidir. Sen başkasına zararlı bir politika izliyorsan bu özgürlük değildir; ortada yine özgürlük karşıtı bir durum var demektir. Yani herkesin anladığı şekilde her türlü kötülüğü yapabildiğin dünya liberallik değil özgürlük değildir işte bu anlayış özgürlüktür ve bu anlayıştır özgürlüğe kavuşturan. İhtiyaçların karşılanmaması ve kısıtlı hayat standartlarında yaşamak, seçim imkanının azlığı; özgürlüğün kısıtlı yaşanmasıdır. Bunun için insanlar özgürlüğe koşarlar, bu diyarlara, ülkelere.. bu anlayışla kurulmuş olan Amerika, Fransız İhtilalini yaratan nedendir. Kimse Amerika'ya gitmeye can atmıyor aslında mecbur kalıyorlar. İnsanlar Amerika örneğine koşmuşlardır. Birliğe, beraberliğe ve çeşitliliğin içerisindeki bütünlüğe.. Özgürlüğe..
Özgürlüğün tanımı,
Özgürlük, insanın düşündüğünü ve dilediğini sınırsız olarak yapabilmesidir. Bu tarif, özgürlük kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü herkesçe bilinir ki insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi de sınırsız özgür değildir, evrenin yasalarına bağlıdır. Bu sebeple, insan ilk önce, doğa içinde, doğanın yasalarına, şartlarına, sebeplerine, etkenlerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. însan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, doğanın ve birçok yaratıkların esiridir. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 450)
Liberal bir hayatın koyduğu kanunlar içerisinde yaşıyoruz. Ama hayatta yerçekimi kanunu gibi hertürlü kanun işlemektedir; iki kere iki hep 4 çıkmaktadır.
Laf ebeliği yapanların dışında herkes bunu görür. Yasalarda böyle işlemeli, herkes aynı düzenin içinde yaşamalıdır; yani düzen bozulmamalıdır. Atatürk'ün dediği gibi özgürlük anlayışına bağlı olan düşünceler beslenmeye ve geliştirilmeye muhtaçtır.
Söz konusu olan özgürlük, toplumsal ve uygar insan özgürlüğüdür. Bu nedenle bireysel özgürlüğü düşünürken, her bireyin ve nihayet bütün milletin ortak yararı ve devlet varlığı gözönünde bulundurulmak gerekir. Diğerinin hak ve özgürlüğü ve milletin ortak yararı, bireysel özgürlüğü sınırlar. Çağdaş demokraside bireysel özgürlükler, özel bir değer ve önem almıştır; artık bireysel özgürlüklere devletin ve hiç kimsenin karışması söz konusu değildir. Ancak, bu kadar
yüksek ve değerli olan bireysel özgürlüğün, uygar ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, özgürlük kelimesinin sınırsız şekilde düşünülebilen anlamıyla anlaşılmaz.
Bireysel özgürlüğü sınırlama, devletin de âdeta esası ve görevidir. Çünkü, devlet bireysel özgürlüğü temin eden bir kuruluş olmakla beraber, aynı zamanda bütün hususî faaliyetleri, umumî ve millî amaçlar için birleştirmekle görevlidir. "Özgürlük, başkasına zararı dokunmayacak her türlü tasarrufta bulunmaktır" denildiği zaman vatandaş özgürlüğünün, yalnız bunun amaç olduğu, devletin bu amacı temin için bir vasıta sayıldığı ifade edilmiş olur. Fakat bu vasıtadır ki, milletin genel yararını ve amacını koruyacaktır.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.278)
Vatandaşlar bilmelidir ki, vicdanî ve fikrî özgürlük vardır; fakat nihayet bunlar sınırsız değildir. Bireysel özgürlük karşısında bireylerin hepsinin kurduğu, dayandığı bir devlet, devletin de yönetimi, egemenliği vardır. Bireylerin özgürlüğünü korumakla görevli olan insanların, diğer taraftan devletin de irade ve egemenliğinin felçli bir hale gelmemesine çok dikkat etmeleri gerekir. Bireylerin özgürlüğü, devletin egemenlik ve iradesinin korunmasına bağlıdır. Devlet yönetimi felç olursa bireylerin özgürlüğünü koruyacak hiçbir kuvvet ve vasıta kalmaz. Bu nedenle özgürlüğü yalnız bir taraflı değil, her iki taraflı düşünmek gerekir.
Özgürlük olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.
1906 (Atatürk'ün S.D.II, s.1 )
Özgürlükten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930 (Asım Us, Hatıra Notları, s.21) Burdada Ata nın baskıcı rejimlere atıf yaptığını görüyoruz.
Özgürlük, Türk'ün yaşamıdır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s.464) Buradan da bizim yolumuzun bu olduğunu görüyoruz.
Yazgısını, kendini zincire vuran kişilere terk eden milletler, o kişilerin keyif ve arzularına oyuncak olmaya karar vermiş, bunu kabullenmiş sayılırlar. Bu türlü milletler, talihlerini ellerine bıraktığı insanlar başarı kazandıkça o in
sanların daha kuvvetli baskısı altında kalırlar. Başarı kazanmazlarsa felâket, yok olma yalnız o insanlara değil, onlara bağlı olan topluma gelir. O halde her iki olasılıkta da böyle bir millet, felâketle karşı karşıyadır ve bu kötü sonuca varması kaçınılmazdır.
1922 (Atatürk'ün s.D.11, s. 27)
...
Atatürkçü devletçilik anlayışı herhangi bir doktrine bağlı olmaksızın, bizim o dönem gereksinimlerimizden doğmuş bir ilkeyi simgeler. Bu ilkenin, her ekonomik faaliyeti yalnız devletin uğraşı alanı sayan düşünüş ve yollarla hiçbir ilgisi yoktur. Tam tersine, kişisel girişim ve faaliyet, uygulamada ekonomik ilerlemenin esas kaynağı olarak kabul ediliyordu.
Atatürk, devletçilik ilkesini şu şekilde açıklamaktadır: "Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemi, on dokuzuncu yüzyıldan beri SOSYALİZM kuramcılarının ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin gereksinimlerinden doğmuş, Türkiye'ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Bireylerin özel girişimlerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün gereksinimlerini ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında yüzyıllardan beri bireysel ve özel girişimlerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmayı başardı.
Bizim izlediğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizm'den başka bir yoldur"
Görülüyor ki Atatürkçü devletçilik anlayışı, kalkınma sürecinde olan Türkiye'nin ekonomi siyasetinde devleti, yapıcı ve yönetici olduğu kadar düzenleyici bir unsur kabul etmektedir. Bu anlayışta devletin müdahalesinden çok, ekonomiyi birey ve devlet el ele geliştirmek, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındır hale getirmek için milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devleti ilgili kılmak söz konusudur. Kalkınma süreci içinde durum ve şartlara göre, bireysel girişimin yanı sıra kamu yararının söz konusu olduğu alanlarda devlete de görev yükleyen Atatürkçü devletçilik ilkesi, ekonomik alanda "karma ekonomi" kavramıyla ifade edilebilir.
Ekonomik kalkınmada alt yapı oluştuktan, özel sektörün malî yönden girişim imkânları geliştikten sonra, devlet zorunlu olarak ekonomik müdahale ve faaliyetlerini sınırlayacak, bu girişim ve faaliyetleri özel sektöre ve rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisine bırakacaktır.
Atatürk: ''Devletçiliğin bizce anlamı şudur'':
Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)
Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)
Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir.(1937)
Atatürk devletçilikle devleti, ekonomik hayatı destekleyen bir güç olarak düşünmüştür. Devlet yatırımcıya, üreticiye, dağıtımcıya, tüketiciye yön vermek ve bu tür konuları denetlemekle yükümlüdür.
Atatürk, devletçiliği tamamıyla demokrasi ve hürriyet rejimi içinde değerlendirmiş, devletin iktisadî sahada rehberliğini ön plânda tutmuştur. Ancak bu rehberlik her şeyi devlet yapar anlamında değildir. Türkiye'de devletçilik,karma ekonomi şeklinde gelişme göstermiştir. Karma ekonomi devlet işletmeciliği ile özel teşebbüsün bir arada bulunması demektir. Ancak bu anlayış ekonomide katı bir devletçiliğin uygulanmasını ifade etmez.
Zulüm, uygarlıkla uyuşamaz. Yeteneksizlik de affa lâyık bir şey olamaz. Çünkü, milletler işgal ettikleri toprağın gerçek sahibi olmakla beraber insanlığın vekilleri olarak da o toprakta bulunurlar. O toprağın servet kaynaklarından hem kendileri yararlanırlar ve dolayısıyla bütün insanlığı yararlandırmakla görevlidirler. Bu ilkeye göre, bundan âciz olan milletlerin yaşama ve bağımsızlık hakkına lâyık olamaması
gerekir. 1920 (Nutuk III, s. 1182)
_____________________
Birey-Toplum
Bizi koruyan,refah içinde yaşatan, toplumdur. Bu sebeple topluma önem vermek, onu kuvvetlendirmek ve yaşatmak gerekir. Bunun için her türlü gelişme, huzur ve güven kaynağı toplumdur.En iyi bireyler, kendinden çok bağlı olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına yaşamını veren insanlardır.1930
1932 (Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 305)
İnsanlar, dünya yüzünde insan sıfatını aldıkları, tarihten önceki zamandan bugüne kadar, yalnız yaşayamayan ve kesinlikle topluluk halinde yaşamak doğal yazgısında yaratılmış olduklarını bilmelidirler.
Bir millet, bir memleket için kurtuluş, esenlik ve başarı istiyorsak bunu yalnız bir kişiden hiçbir zaman istememeliyiz. Umumî kurtuluşu, gene umumî gayret temin eder ve bir millet, bir toplum yalnız bir bireyin gayretiyle bir adım bile atamaz.
(M. Turhan Tan, Ata Sözü, En Büyük Kaybımız, s. 93 - 94)
Bütün insanlar, bir toplumsal vücudun parçalarıdır ve bu sebeple birbirine bağlıdır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk 'ün El Yazıları.s. 522)
Başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize de kötülüktür. Bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak gerekir. Yaptığımız işler, etrafımızda sevinçler veya acılar halinde yankılar uyandırır; bu hal bize vicdan görevleri duyurur. Bağlılık, bizi başkaları için hoşgörülü yapar. Çünkü, başkalarının kusurlarında bizim de istemeyerek ekseriya beraber suçlu olduğumuzu gösterir.
Özetle, bağlılık, "herkes, kendi için" yerine "herkes, herkes için" düşüncesini koyar. Bu düşünce toplumsaldır, millîdir, geniş ve yüksek anlamıyla insancadır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yanları,s. 73; 529-531)
Toplum bireyleri arasında hoşgörü (Atatürk'ün sözü)
Çeşitli inanışta kimseler, birbirlerine kin, nefret besliyorlarsa, birbirlerini hor görüyorlara ve hatta sadece birbirlerine acıyorlarsa, bu gibi kimselerde hoşgörü yoktur; bunlar
bağnazdırlar. Hoşgörü o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdanî inanışlarına karşı, hiçbir kin duymaz; tam tersine saygı gösterir. Hiç olmazsa, başkalarının, kendininkine uymayan inanışlarını bilmemezlikten, duymamazlıktan gelir. Hoşgörü budur. Fakat, gerçeği söylemek gerekirse diyebiliriz ki, özgürlüğü özgürlük için sevenler, hoşgörü kelimesinin ne demek olduğunu anlayanlar, bütün dünyada pek azdır. Her yerde genel olarak geçerli olan bağnazlıktır. Her yerde görülebilen barış görünümünün temeli, bağnazlık ile özgür fikrin, birbirine karşı kin ve nefreti üstündedir. Temelin devrilmemesi, kin ve nefret zeminindeki dengeyi tutan fazla kuvvet sayesindedir. Bu söylediklerimizden şu sonuç çıkar ki, aramızda, özgürlük engellerinin ortadan kalktığına, bizim gibi düşünen ve hissedenlerle birlikte yaşadığımıza karar vermek güçtür. O halde görülen, hoşgörü değil, zaafın dermansız bıraktığı bağnazlıktır.Şüphesiz, fikirlerin, inançların başka başka olmasından, şikâyet etmemek gerekir. Çünkü, bütün fikirler ve inançlar, bir noktada birleştiği takdirde, bu hareketsizlik belirtisidir, ölüm işaretidir. Böyle bir hal elbette arzu edilmez. Bunun içindir ki gerçek özgürlükçüler, hoşgörünün yaradılıştan bir özellik olmasını temenni ederler.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları s. 509-512)
...........................
Akıl, bilim ve teknoloji rehber alınmadıkça, onların kuralları ve yöntemleri benimsenmedikçe hiçbir alanda ilerlemekten söz edilemez. Onun içindir ki Atatürk:
'Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meş'ale pozitif bilimdir." direktifiyle bize yolumuzu göstermiş bulunmaktadır.
____________________________________________
Atatürk'ün sözlerinden,
- Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
- Doğruyu söylemekten korkmayınız.
- Geldikleri gibi giderler.
kendi fikirlerimi katarak yararlandığım kaynaklar:
atam.gov.tr
atamer.sakarya.edu.tr
ataturk.net
ataturk.com
mebnet.net/ataturk/ilkeler.htm
20 Ocak 2008 Pazar
Atatürk ve Devletçilik - Özgürlük ve Liberalizm
zaman:
04:56