Atatürk 'ün Devletçiliği;
O' nun sözlerinden,
Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)
Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)
Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. (1937)
______________________________________________
Olay şu,
Ülkenin bir ucunu öteki hükümetler tutmuştu.. bıraktılar mecburen..fakat şimdi diğer ucunuda bir tutan oldu ama bu sefer yine bir ucu boş kaldı.. ee sonuçta ne oldu iki ucu boklu değnek!..
Atatürk'ün devletçiliği Ferdin ulaşamadığı, hizmet götüremediği alanlarda devletin hizmet göstermesi, planlayıcı, girişimci ve teşvik edici olarak ekonomik faaliyetlere katılması ve katkıda bulunması demektir. ATATÜRK devletçiliği kişisel çalışmaları ve faaliyetleri esas tutar. Bununla birlikte mümkün olduğu kadar az zaman içinde dinamik ideale kavuşmak için milletin temel ve yüksek çıkarlarının gereğine göre bütün işlerde, özellikle ekonomik alanda devletin fiilen ilgilenmesini yapma, yaptırma, yönlendirme, teşvik, yardım etme, yapılanları düzenleme ve kontrol etmek anlamına gelir. Ülkemiz bu ilkenin uygulamaya konulması ile çok büyük yatırımlara kavuşmuş ve herkes bu yatırımlardan faydalanmıştır.
Bu kadar açıktır herşey ama insanlar sürüleşmeyi seviyor, sürü psikolojisi kendine güvenemeyen insanlarda ve toplumlarda görünüyor. Bu toplumlar farklı birşeylerden hemen darbe alırlar. İnsani değerleri anlamadıklarından insandan korkarlar. Bildik durum ortaya çıkar, sürüler halinde ağızlarına verilen otu yerler, kafaları çalışmaz, insan olduğunun farkına varmış olanlar onları yönetir. Yumurtasını alır, yününü kırpar, sütünü sağar sonrada afiyetle yer ve hala sadıktır bu hayvanlar efendilerine..
Bu iktidarla sürü değişti inatçı eşek sürüsü yerine , herşeye boyun eğen koyun sürüsü geldi..
__________________________
Kamuoyu ve Türk kamuoyu
Kamuoyu, milletin içinden taşan bir, değişik fikirler denizidir. O denizde çeşitli akımlar, çeşitli tartışma dalgaları oluşturur. Kamuoyu, ruhsal bir âlemdir. Orada seyreden fikir mücadelesi, dikkatli gözlerden gizli kalamaz.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 59; 479-480)
-yorum: Çok etkileyici bir düşünce. Atamız düşüncede ve uygulamada hep başarıya ulaşmış ve doğruyu görmüş. Burdada ne kadar güzel anlatmış kamuoyu ruhsal bir alemdir derken, ruhta bulunan meleğin ve şeytanın aynı kaos içerisinde varolan hayatiyetini hissetmiş ve orda olan duygusal ve fikirsel ayrılıkları, isyanları, aldanışları dikkate almış ve birde -dikkatli gözlerden gizli kalmaz- derken ne doğru tespit yapmış. İşte o dikkatli gözler ülkemizde az olsada var ve bir kartal edasıyla yükseklerden inceliyor.. düşman zannetmesin ki hatasında avlanacak hayır! Kartal karnı acıktığında mecburen onu avlayacaktır.(gerçek Atatürkçüler) O av ki diğer avcılarında hedefidir(büyük ülkeler) , elinden kaçması demek kendi istikbalinin tehlikeye düşmesi demektir. O dikkatli gözler ki gelişmiş ülkelerin baş kısımlarında bulunuyor haliyle, gözlerin bulunduğu yerde yani.. onların doğal ve düzgün yapısına bakınca bizimkiler ayaklarında gözleri olan canavarlara benziyor, tek gözüde kör. Bu sebeple gerçeği 3 boyutlu olarak kavrayamıyoruz. Unutulmasın bazılarımızda bu dikkatli gözler görmeye ve olayları izlemeye devam ediyor. Bu ruhsal alemin içinde boyun eğmeyen tek şeytan değil!
BOYUN EĞMEMEYE BOYUN EĞMİŞ TÜRK MİLLETİDİR!.. Bu ise tam bir sanattır.

Ata nın sözlerine devam edelim:
Kamuoyu gibi gösterilmek istenilen yapay fikirler, en nihayet, hususî fikirler gibi düşünülebilir. Değerli ve yararlanmayı gerektirir görülürse göz önüne alınır; fakat, devlet yönetiminde uyulması gerekli kurallar niteliğinde sayılamazlar. Genel değeri olmayan fikirlerin ve görüşlerin gereğinden fazla önemle karşılanmaması, o fikirler ve görüşler sahiplerini üzmemelidir. Dargın hislerine yenilerek serzenişlerde bulunanları mazur görsek bile, haklı bulamayız.
1925 (Atatürk'ün S.D.V, s.210)
al bakalım burdan yak!..